Bir renovasyon hikayesi

1999 senesinde Ankara Hergele Meydanı’ndan satın aldığım, biraz modifiye edip yıllarca asfalt, dağ bayır demeden bindiğim, daha sonra da gözden çıkardığım dağ bisikletimi, son yaptığım gezilerde beni yolda bırakmadığı için yeniden toplamaya karar verdim. Renovasyonun öncesini, tüm aşamalarını ve sonrasını paylaşmak istiyorum. Nisan Mayıs 2012 tarihlerinde bu bisikletle yaptığım son gezileri anlatmıştım bir önceki yazımda.

Gezi sonrası bisikletimi Ankara’ya getirdim ve eski halinin son kez fotoğraflarını çektim.

(12 Mayıs 2012 Cumartesi)

Görsel

Görsel
Bisikletin parçalarını söküp, kadro ve maşadaki boya ve pasları zımparayla temizledim. Önce kalın zımpara kullandım, sonra da ince zımpara…

(26 Haziran 2012 Salı)Görsel

Görsel

Görsel

Görsel
Temizlediğim kadroyla maşayı, eski Peugeot marka bisikletimin arkasına yükledim ve doğru Kazım Karabekir Caddesi’ndeki oto sanayi sitesine gittim.

(26 Haziran 2012 Salı)Görsel

Görsel

Görsel
2 gün sonra bisikleti boyadan aldım ve evimin yakınlarındaki parkta fotoğraflarını çektim. Fotoğrafları çekerken parktaki gençlerin sesleri de kulağıma geliyordu.  15-20 dakika boyunca, adamın birine neden bu parçaların fotoğraflarını çektiğimi anlatmaya çalıştım. O kadar muhabbetten sonra adamın bana sorduğu soru: “E tamam da amacımız ne, nereye varacağız bu fotoğraflarla?”

(28 Haziran 2012 Perşembe)Görsel

Görsel

Görsel

Görsel

 

Evet, sıra geldi bisikleti toplamaya…

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Ve bisikletin son hali…

İlk deneme sürüşünü Ankara 50.yıl Parkı’na çıkarak yaptım. O inanılmaz dik yokuşlarda hiçbir sorun çıkarmadı bisikletim. Boyası biraz daha kuruyunca boya hatalarını gidermek için bisiklete pasta cila yapılacak, daha sonra üzerine yazıları yazılacak. İleride o halini de paylaşacağım.

Görsel

4 Temmuz 2012 Perşembe

 

Bisikletime bu şekilde bir müddet bindikten sonra, birkaç küçük değişiklik daha yaparak, bu eski bisikleti uluslararası seyahatlere çıkabilecek seviyeye getirdim. Eski selesi çok rahatsız olduğundan, önce seleyi değiştirdim. Patlamalara karşı daha dayanıklı olduğunu düşündüğüm için, Schwalbe Marathon marka lastikler aldım ve eski jant setimi değiştirerek daha dayanıklı bir jant seti taktım. Ön, arka çamurluk, suluk kafesi, pompa aparatı vs gibi aksesuarlara da ihtiyacım vardı; bunları da ekledim ve 2013 yazında Muğla çevresinde 600 kilometre, Ankara-Moldova sınırı arasında 1750 kilometre, İstanbul-Batum arasında 1760 kilometre olmak üzere, tamir çantama elimi sürmeden, toplamda 4100 kilometre  yol yaptım. Bisikletimin en son halinin fotoğraflarını da aşağıda görebilirsiniz.

Kadro: Bisan (demir)
Ön aktarıcı: Shimano Tourney
Arka aktarıcı: Shimano Tourney
Aynakol: Shimano FC-M 340 (42/32/22) 2015’te değişti (48/36/26)
Ruble: Shimano Hyperglide HG40 8 speed (11X30) (11/13/15/17/20/23/26/30)
Orta göbek: n/a
Fren ön/arka: Tektro M837 V Brake
Vites ve fren kolları: Shimano ST-EF50 8R
Ön/arka göbek: n/a
Gidon: n/a
Sele: Terry
Jant seti: n/a
Jant ebatı: 26″
Lastik ön/arka: Schwalbe Marathon
Kadro boyu: 48 cm

2013 senesinde yaptığım seyahatlerden sonra, bu bisikleti 2000 kilometre de şehir içi ulaşımımda kullandım. 6000  kilometre sonunda, sorun çıkardığı için eskiyen zinciri ve rubleyi değiştirmek zorunda kaldım. Shimano Hyperglide HG40 bulamadığım için, aynı dişli oranlarına sahip olan Sram PG 820 taktım. Bu yaz, Haziran ve Temmuz aylarında, 4057 kilometrelik bir Avrupa gezisi yaptım ve şu ana kadar da hiçbir sorun yaşamadım. Önümüzdeki sene yola çıkmadan önce, seyahat esnasında bir sıkıntı yaşamamak için, yine zinciri ve rubleyi değiştireceğim.

 

Fotoğraflar:

 

1

Muslu çıkışı (Zonguldak 5 Temmuz 2013)

 

2

Çamlıhemşin (19 Temmuz 2013)

 

047 Sarp2

Sarp sınır kapısı (20 Temmuz 2013)

 

001 Karamandere yolu

Karamandere (7 Haziran 2013 / Çatalca-İstanbul)

 

015 Tuna2 Nehri (Galati'ye giderken)

Tulcea-Galati yolu (Romanya) (16 Haziran 2013)

 

015 Tuna Nehri (Galati'ye giderken)

Tulcea-Galati yolu (Romanya) (16 Haziran 2013)

 

040 Sinop

Sinop (12 Temmuz 2013)

 

2

Ohrid Gölü (Makedonya) (20.06.2014)

 

1

Struga (Makedonya) (20.06.2014)

 

11

Elbasan-Tiran yolu (Arnavutluk) (21.06.2014)

 

3

Krk adası (Hırvatistan) (06.07.2014)

Önceki yıllarda kullandığım tur çantam ergonomik olmasına rağmen, yağmurlu havalarda içine su alıyordu. Bu yüzden, bu seneki Avrupa seyahatimde M-Wave ve Topeak marka su geçirmez tur çantalarını denemek istedim. Önce 25’er litrelik Topeak çantaları aldım, daha sonra bu iki çantanın yeterli olmayacağını düşündüm ve M-Wave’i de aldım. Topeak’lerin su geçirmemesi, kilitli kancalarının oluşu ve özellikle 25 litre hacme sahip olmaları, seyahhatte çok işime yaradı. M-Wave’in bohça gibi olan esnek yapısı, geniş hacimli olması da matımı, giysilerimi ve uyku tulumumu, bisiklete daha derli toplu yerleştirmemi sağladı. Çantalardan çok memnun kaldığımı da ayrıca belirtmek isterim. Bu güzel tur çantalarını Delta Bisikletten temin edebilirsiniz.

2015 senesi Ağustos ayına gelindiğinde, toplamda 17000 km mesafe, 16 ülke, 80’e yakın şehir, 11 başkent, 2000 metre üzeri bir, 2500 metre üzeri iki dağ geçidi geride bırakan bisikletimin son halini de aşağıdaki fotoğraflarda görebilirsiniz.

Cluj yolu

Cluj yolu, Romanya

 

Großglockner Hochalpen straße

Großglockner Hochalpen straße / Avusturya (18.07.2015)

 

Großglockner Hochalpen straße

Großglockner Hochalpen straße / Avusturya (18.07.2015)

 

Passo dello Stelvio / İtalya

Passo dello Stelvio / İtalya (22.07.2015)

Reklamlar

Nisan Mayıs 2012 Dalaman Marmaris arası

Bu gezilerde benim için önemli olan iki faktör vardı. Birincisi; yaklaşık yirmi yıldır, her sene gezdiğim, gezmeye bir türlü doyamadığım muhteşem bir coğrafyada bulunmak. İkincisi de, kullandığım bisiklet… Bu coğrafyayı anlatma işini şimdilik fotoğraflara ve müziğe bırakıyorum; daha sonra başka bir başlık altında bu bölgeyi detaylı anlatacağım.

Hikayenin asıl kahramanını olan bisikletimi 1999 senesinde Ankara’da Hergele Meydanı’nda bir hurdacıdan almıştım. Ankara’nın taşlı, çukurlu yollarında, şehir içinde kullanacağım, kaybolduğunda ya da dağıldığında üzülmeyeceğim, ucuz yollu bir bisikletim olsun istiyordum. Bit pazarında bu bisikleti görünce hemen satın aldım, eve götürdüm boyasını kazıdım, zımparaladım, sprey boyayla boyadım, birkaç parçasını yeniledim; tam istediğim gibi oldu. 10 sene Ankara’da bindikten sonra Sarıgerme’ye gittiğimde kullanmak için anneanemin yazlığına bıraktım. Orada iki kış kaldı… Nemden iyice paslanmış, boyası dökülmüş, hurdacıdan aldığım ilk haline geri dönmüştü. Bu sene binerim, sorun çıkardığında da birine hediye ederim, kurtulurum diye düşünüyordum.

1 haftada, yarısı off road olmak üzere, yüzde onluk yokuşlarla dolu toplam 600 Kilometreye yakın yol yaptım ve bisikletim bana mısın demedi! Bir sene önce de aynı bölgede benzer geziler, mesafeler yapmıştım. Daha öncesi de var tabi… Bu kadar sene beni sırtında taşıyan, dağda bayırda kahrımı çeken bu emektardan kurtulmak yerine onu yenilemeye, bisikletimi yeniden hayata döndürmeye karar verdim.

11 Mayıs 2012 İztuzu(Radar) gezimden hemen sonra bisikletimi Dalaman otogarına götürdüm ve Ankara’ya gideceğim otobüsün bagajına koydum. Ankara’ya geldiğimde bisikletin kadrosunu ve maşasını, üzerlerinde boya kalmayacak şekilde zımparaladım, sonra da sanayiye götürüp beyaza boyattım. Red Bisiklet’ten Taner Kunt’un yardımıyla aynakol setini, iç ve dış lastikleri, fren pabuçlarını, ön ve arka vites attırıcılarını değiştirdim; bisikletime yeni bir görünüm kazandırdım, onu hayata döndürdüm.

Ankara dik yokuşlarla dolu bir kent; Cinnah Caddesi, Turan Güneş Bulvarı, TRT yokuşu, Konya Yolu, Dikmen Vadisi, Hoşdere Caddesi, Gazi Osman Paşa, İran Caddesi vs… Ankara’da bir yerden bir yere gitmek için bu ve bunun gibi yokuşlarla çok sık karşılaşılır. İlk deneme sürüşünde çok dik yokuşların olduğu 50.Yıl Parkı’na gittik bir arkadaşımla, daha sonra da Ankara Kalesi’ne çıktık. Yeni bisikletim benden tam not aldı o gün. Şehir içi ulaşımda, şehir dışında ve off-road tabir ettiğimiz yollarda kullanacağım, güzel, rahat, sağlam ve de hikayesi olan bir bisikletim var artık. Bisikletimin yenilenme aşamalarını Bir renovasyon hikayesi adlı bölümden okuyabilirsiniz.

Gelelim gezilere…

27 Nisan 2012 Sarıgerme – Köyceğiz – Sarıgerme gezisi

 

27 Nisan 2012 Cuma günü Sarıgerme’den bisikletle yola çıktım; sırasıyla Fevziye, Güzelyurt, Ovacık Mh ve Mergenli’den geçerek Gökbel’e geldim. Gökbel’de kahvaltı yaptıktan sonra Dalyan, Eskiköy, Tepearası, Beyobası, Zeytinalanı, Yangı köylerinden geçerek Köyceğiz’e ulaştım. Köyceğiz Gölü kıyısındaki yerlerden birinde mola verdikten sonra Ortaca, Güzelyurt, Fevziye ve tekrar Sarıgerme’ye gelerek 100 Km’lik güzergâhı tamamladım. Dönüşte Köyceğiz – Ortaca arasında Beyobası köyü yakınlarında %10’luk bir yokuş var; o yokuş haricinde son derece keyifli bir yolculuk oldu.

8 Mayıs 2012 Sarıgerme – Marmaris gezisi

8 Mayıs 2012 Salı günü ise yine Sarıgerme’den yola çıktım, Dalyan’a kadar aynı güzergahı takip ettim. Dalyan’dan sonra Kaunos’a gidip tekneyle Dalyan Çayı’nın karşısına geçtim ve oradan yola devam ettim. Sırasıyla Sultaniye, Hamitköy ve Döğüşbelen köylerinden geçerek Köyceğiz Gölü etrafından dolanıp Muğla – Fethiye karayoluna çıktım. Sırasıyla Kızılyaka, Esentepe, Çıtlık, Gökova ve Çetibeli yollarını takip ederek Marmaris’e geldim. 112 Km’lik bu seyahat esnasında karşılaştığım bazı ters giden durumlardan dolayı geziyi, planladığımdan çok daha uzun sürede tamamlayabildim.

Dalyan Çayı

Gökova Körfezi

Gezi süresince aldığım notlara şöyle bir göz atacak olursam, Sarıgerme’den Marmaris’e gelinceye kadar geçirdiğim 9 saat içinde epey bi’ yemiş içmişim. Sultaniye – Hamitköy arasında çeşme, bakkal vs yokmuş; gitmek isteyenler tedarikli olsunlar. Bu yolda çok susadım ve şansıma, in cin top oynayan bu yerde portakal suyu satan bir amcaya rastladım. Üç buçuk bardak portakal suyu içtim, amcanın yanında biraz dinlendim, kendime geldim.

Amcayla biraz sohbet ettik, sonra yola devam ettim. Dinlenmiştim ama Döğüşbelen’e gelinceye kadar tırmandığım dik yokuşlar, bisikletin eski ve ağır olması, selenin çok rahatsız oluşu da eklenince yine yoruldum. Döğüşbelen’den sonra karayoluna çıktım, Kızılyaka yakınlarında Osman Aydın’ın Yeri’nde güveçte kurufasulye yedim. Tavsiye ederim, çok lezzetli! Çok güzel ekmek yapıyorlar, çalışanlar oldukça kibar, servis güzel, fiyatlar ucuz. Gökova’dan sonra Marmaris yolunda bir yerde 2 bardak daha portakal suyu içtim, Çetibeli yakınlarında, yolda bir teyzeden yarım kg çilek aldım, yedim. Suları ve çikolataları saymıyorum…

Radar (Ağustos 2009) Nikon FM2, Tamron 28 mm

Son olarak da 11 Mayıs 2012 Cuma günü, Dalyan İztuzu Plajı’nı çok yüksekten gören, halk dilinde “Radar” diye tabir edilen, inişi ve düzlüğü olmayan -Gökbel’den sonraki yolun hemen hemen yarısı offroad (hatta off)- yere tırmandım. Dalyan, Gökbel, İztuzu benim için kutsal bir bölge. Buraları kuş bakışı izlemek, geçtiğim yollara çok uzaktan bakmak, biraz kafa dinlemek için çıkarım bu radar denen muhteşem manzaralı yere.

Bu albüm, yolculuk esnasında çektiğim Instagram fotoğraflarından oluşuyor. Bisiklete binerken ağırlık etmesin diye yanıma profesyonel fotoğraf makinesi almadım.

Fotoğraf kalitesinin düşük olması bir dezavantaj olsa da, hafifliği, çok az yer kaplaması ve internet erişimi kolaylığından dolayı, bisikletle gezdiğim yerlerin fotoğraflarını genelde Ipod’la çekmek zorunda kalıyorum.

 

Başka gezilerde görüşmek dileğiyle

Can Onur (www.twitter.com/ichbincan)