Budapeşte – Esztergom – Kimle

Yedinci bölümden devam… 

08.07.2015

Saat 13.00 civarında Budapeşte’den ayrıldım. Tuna Nehri’ni sağıma alarak, kuzey yönünde ilerlemeye başladım. Hava çok sıcak, şehirdeki araç trafiği de kalabalıktı. Bu kalabalıktan bir an önce kurtulup şehirler arası yola çıkmak istiyordum. Şehir merkezinden çıkınca Eurovelo 6 bisiklet yoluna girdim ve Szentendre’ye kadar bu yolu kullandım. Bu arada, Eurovelo hakkında da kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Eurovelo, Avrupa’da bisikletle ülkeler arası seyahat edenlerin, ulaşımlarını güvenli sağlamaları için hazırlanmış, araç yolundan bağımsız, düzgün yollardır. Bu yollar, normal araç yolundan bağımsız olduğu için ayrı bir haritaya ihtiyaç vardır ve Eurovelo üzerindeki yol ayrımlarında, yönleri gösteren tabelaları takip etmek çok önemlidir.

DSC07669

Eurovelo 6 yolu, Budapeşte – Szentendre arası

Evet, her şey çok mükemmelmiş gibi görünse de olaya bir de seyahat eden tarafından bakmakta fayda var. Yolun Tuna Nehri’ne paralel gitmesi, bisikletle yeşil bir ortamda, güzel manzaralar eşliğinde yolculuk edilmesi, hiç de fena gelmiyor kulağa ancak yol, nehir kıyısındaki yazlık sitelerin, kafelerin, plajların arasından da geçiyor ve zemini de oldukça kötü. Yaya trafiği kalabalık olduğu gibi, birçok yol ayrımında da tabela, işaret vs yok. Bisikletin otomobil gibi bir araç olduğu düşünülmeden yapılmış olan bu yolda, daha fazla gitmek istemedim ve Szentendre yakınlarında Eurovelo’dan ayrılıp normal karayoluna geçtim.

DSC07667

Tuna Nehri (Budapeşte – Szentendre arası)

DSC07679

Tuna Nehri (Budapeşte – Szentendre arası)

Visegrad’da mola verdim, fotoğraf çektim, bir şeyler atıştırdım. Daha sonra da keyifli bir yolculuk geçirerek, Esztergom’a geldim. Keyifli diyorum, çünkü bisiklet yolunu kullanmadım ve geçtiğim karayolu gerçekten de çok güzeldi. Tam istediğim gibi; yeşili, mavisi, virajı, eğimi hafif de olsa inişi, çıkışı olan, ideal bir yoldu.

DSC07680

Visegrad

Genel olarak, bisiklet yollarına olan olumsuz düşüncelerimde haklı olup olmadığımı sınamak için, Visegrad’dan sonra, ara sıra bisiklet yoluna girip çıktığım oldu. Bisiklet yolu hem çok dardı hem de zemini berbat durumdaydı. Yoldaki çatlaklar, tümsekler, çatlakların arasından çıkmış otlar istediğim hızda ilerlememe engel oluyordu. Engebeden, araziden, ‘off-road‘dan elbette yüksünmüyorum. Üstelik, arazide bisiklete binmeyi de çok severim ama benim derdim başka… Bu, asfalt yola göre planlanmış, hızlı gitmek istediğim bir seyahatti ve bisikletimi de bu seyahate göre donatmıştım. Lastiklerin dış yüzeyi, dişli kombinasyonu, sele borusunun uzunluğu, sele-gidon uzaklığı, böyle bir yolculukta beni rahat ettirecek şekilde düşünüldü. Bu yolda saatte 20 kilometre ile bile sürseniz, titreşimden bisikletinizin hasar görmesi kaçınılmaz. Bunun yanı sıra, böbrek taşı olanlara da şiddetle tavsiye edeceğim bir yol. Bisikletle birlikte taş, kum, ne varsa yolda bırakır, rahatlarsınız. İşin şakası bir yana; motorlu taşıtlara ayrılan yol düzgün asfalt iken, bisikletlilere ayrılan yol bozuk mu olmalıydı? Motorlu taşıtlar düzgün yolda hasar görmeden ilerlerken, benim aracımın vidaları neden gevşeyecekti? Otomobiliyle çevreye zarar vererek seyahat eden insanlara konfor sağlanırken, çevre dostu bir araç kullananlar cezalandırılmalı mıydı? İşte kızdığım ve sorguladıklarım tam olarak bunlardı! Unutmadan bir şey daha eklemek istiyorum; bisiklet yolu diye adlandırılan, yolun sağındaki bu daracık yoldan devam ettiğinizde, bir gokart pistine çıkıyorsunuz. Pistin kenarından, yola dizilmiş araba lastiklerinin aralarından geçip asıl yolu bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra, “başlarım bisiklet yoluna da…” deyip, kendinizi normal yola atıveriyorsunuz. Yani, az önce de belirttiğim gibi, bisiklete binenlerin adeta cezalandırıldığı bir yoldu burası.

DSC07687

Gokart pistine çıkan bisiklet yolu (Visegrad yakınları)

Bence bisiklet yolları, bisiklete binenler için değil de sürücücüler için düşünülmüş sanki. Sürücüler daha rahat hareket etsinler diye, bisiklete binenleri araç trafiğinden dışlamak için yapılıyormuş gibi geliyor bana bu yollar. Bisikletimle seyahat ederken düzgün bir asfalt kullanmak, yolun fiziksel bozukluklarıyla mücadele etmeden, yön tabelarıyla, haritalarla uğraşmadan yol almak istiyorum ve eğer bisiklet yolları bu basit imkanları bana sağlamayacaksa, bu yollarda pedal çevirmeyi de reddediyorum. Macaristan’daki bisiklet yollarının kötü olması, dünyadaki tüm bisiklet yollarının kötü olacağı anlamına gelmiyor tabii ki. Bakalım seyahatimin geri kalan kısmındaki ülkelerdeki bisiklet yolları nasıl, fikirlerim değişecek mi; hep beraber göreceğiz.

DSC07692

Esztergom Bazilikası

Esztergom tabelasını geçtikten sonra, uzaktan Esztergom Bazilikası’nın yeşil kubbesini gördüm. Bir an evvel bazilikayı görmek için bu yeşil kubbeli binayı hedef alarak yoluma devam ettim. Bazilikaya geldiğimde, yağmur bulutları gökyüzünü karartmış, henüz yağmur yağmasa da şiddetli bir rüzgâr başlamıştı. Alelacele bisikletimi bir yere bağlayıp, bazilikaya girdim hemen. Hayatımda gördüğüm en güzel kiliselerden biri, hatta en güzeli diyebilirim Esztergom Bazilikası için. Görkemli olduğu kadar, sade bir mimarisi olan binanın içi de insanı ürkütmüyor. Yüksek, sivri tavanlı, her yerinden heykeller, kanatlar, melekler, acayip figürler fırlayan Gotik kiliselerinden farklı bir kilise burası.

DSC07695

Esztergom Bazilikası

DCIM100GOPRO

Esztergom Bazilikası

DSC07696

Bazilikanın arkasından Tuna Nehri, Keresztény Múzeum (Esztergom Hıristiyan Müzesi) ve Most Márie Valérie (Maria Valeria Köprüsü)

Kiliseden çıktığımda, rüzgârın şiddeti iyice artmış, yağmur da yağmaya başlamıştı. Görülen şu ki; yola devam etmemin imkanı yoktu bugün. Yağmurluklarımı giydim, ayakkabı kılıflarımı ayakkabılarıma geçirdim ve Tuna Nehri kıyısındaki bir kamp yerine gittim. İnanılmaz bir yağmur ve rüzgâr vardı; yolda giderken önümü zor görüyordum. Kamp yerinin konaklama ücretini yüksek bulunca, şehrin dışındaki pansiyonlara baktım. Temiz, konforlu, fiyatı da kamp yeriyle hemen hemen aynı bir pansiyon buldum ve odama yerleştim. Islanan giysilerimi, pansiyondaki çamaşırların kurutulduğu yere astım. Kısa bir süre sonra hava biraz açar gibi oldu, yağmur dindi, ben de Esztergom’u gezmek için pansiyondan ayrıldım.

Most Márie Valérie (Maria Valeria Köprüsü)

Most Márie Valérie (Maria Valeria Köprüsü)

Bazilikadan Tuna Nehri’ne bakarken, nehrin iki kıyısını bağlayan yeşil, demir bir köprü görmüştüm. O köprüden Slovakya’ya geçiliyormuş… Gelmişken Slovakya’ya da ayağım değsin deyip, köprüden Sturovo’ya geçtim. Burada biraz gezinip, bir pastanede çay içtikten sonra Esztergom’a dönüp, bazilikanın altındaki tünelin yanında bulunan Primas Pince restoranda gulaş yiyip, kırmızı şarap içtim. Arkası şarap mahzeni olan restoranın çok güzel şarapları var ve şarap tadımı da yapılıyor. İlerleyen zamanlarda bu güzel restoranı “Gurme tavsiyeleri” bölümünde ele alacağım.

DCIM100GOPRO

Sturovo’dan Esztergom Bazilikası, Tuna Nehri ve Most Márie Valérie (Maria Valeria Köprüsü)

Güzergâh: Budapeşte – Szentendre – Visegrad – Esztergom (Harita için tıklayın)
Mesafe: 74 km

09.07.2015

Dün akşam fotoğraf makinemin şarjı bittiğinden, fazla fotoğraf çekememiştim. Sabah pansiyondan ayrılıp, önce fotoğraf çekmeye şehir merkezine gittim, daha sonra da kahvaltı niyetine bir şeyler atıştırıp, saat on  iki buçukta Esztergom’dan ayrıldım.

DSC07699

Esztergom Kalesi

DSC07700

Esztergom Bazilikası

DSC07704

Szent Anna Plébániatemplom (Esztergom)

Akşam sekizde Györ şehrine geldim, kalacak yer bulamayınca Bratislava yönünde yola devam ettim. Akşam dokuzda, Györ’den yaklaşık 30 kilometre uzaktaki Kimle köyü girişindeki bir kamp alanına çadırımı kurdum. Dere kenarında, sakin ve ucuz bir kamp yeriydi burası. Çadırımı kurup, eşyalarımı çadıra yerleştirdikten sonra, karnımı doyurmak için Kimle köyüne gittim.

DSC07707

Esztergom – Györ arası

DSC07706

Beni devamlı uyaran tabelalar (Esztergom – Györ arası)

DSC07710

Városháza (Győr Belediye Binası)

Gecenin onunda, kapkaranlık bir köy yolunda, nasıl bir yer bulmayı hayal ettiysem artık… Açlık insana her şeyi yaptırıyor işte. Epeyce dolaştıktan sonra, küçük, salaş bir bar buldum. İçeri girdim, soğuk bir bira aldım önce, sonra da hamburger ve patates kızartması söyledim. İçerisi kalabalık ve gürültülüydü ama ortam güzeldi. Sıkıntılarla başlayan Macaristan maceramın, bu keyifli yerde son buluyor olmasından hem mutluydum hem de biraz hüzünlüydüm. Nedense, sonlar hep hüzünlendirir beni…

Seyahate çıkmadan önce, yüksek lümenli bir bisiklet farı almıştım. Gecenin karanlığında, böyle köy yollarında giderken, çok işime yarıyor bu far ama şarjı hızlı tükeniyor ve ışık bir anda kesiliveriyor. Bardan çıktıktan sonra da böyle oldu ve zifiri karanlıkta, ışık olmadan kamp yerini bulmaya çalıştım. Neyse ki, tedbir olsun diye cebime kafa lambamı koymuştum ama onun da pili bitmek üzereymiş; çok az ışık veriyordu. Mum ışığı gibi bir ışıkla, 2.5 kilometre uzaktaki kamp alanına ulaştım ve çadırıma girdim.

Güzergâh: Esztergom – Györ – Kimle (Harita için tıklayın)
Mesafe: 120 km

Reklamlar

Oradea, Szolnok, Budapeşte

Altıncı bölümden devam…

04.07.2015

4 Temmuz sabahı, saat 10 civarında Oradea’dan ayrıldım. Oradea’ya 12 kilometre uzaktaki Borş sınır kapısından Macaristan’a giriş yaptım. Romanya’dayken, Macaristan hakkında olumlu, güzel şeyler duyduğumdan ve daha önce bu ülkeyi görmediğimden, biraz heyecanlıydım. Macaristan’ın her yerinde düzgün bisiklet yollarının olduğunu söylemişti bana birçok kişi.

DSC07539

Macaristan sınırı

Sınırdan geçtikten kısa bir süre sonra, yolun solunda bir bisiklet yolu gördüm ve buradan gitmeye başladım. Gerçekten de çok düzgün bir yoldu ama bir müddet sonra keyfim kaçmaya başladı. Bisiklet yolu ile normal yol arasında kot farkı vardı ve üzerinde bulunduğum yol, motorlu taşıtların gittiği yoldan daha aşağıdaydı. Bisiklet yolunda giderken, sağımdan geçen araçların tekerlerini, kamyonların dönen şaftlarını vs görüyordum. Düzelir diye düşünerek fazla umursamadım ilk başlarda ama pek düzelecek gibi de görünmüyordu. Solumda bitmek bilmeyen bir ayçiçeği tarlası, sağımda motorlu araçların alt takımları; bir süre bu şekilde devam ettim. Sonra, bir anda pat diye kesiliverdi bisiklet yolu. Ben de yoldan çıkmak için vesile arıyordum zaten. Kendimi çok yalnız ve mutsuz hissetmiştim bu yolda çünkü… Neyse; bir şerit gidiş, bir de gelişi olan, adına otoyol dedikleri, sık sık karşıma çıkan tabelalardaki bisiklet, at arabası ve traktör girmesinin yasak olduğunu belirten işaretlerin beni dışlamaya çalıştığı yolda, polis tarafından ilk uyarımı alana kadar ilerledim. Polisler, otoyolda gitmemem gerektiğini, bisiklet yolunu kullanmamı söylediler. Ben de bisiklet yolunun devamlı olmadığını ve sık sık kesildiğini anlatmaya çalıştım ama adamlar İngilizce bilmediklerinden beni anlamadılar. Benimle iletişim kuramayacaklarını anlayınca da fazla uğraşmadılar ve “dikkat et” gibi şeyler söyleyip yanımdan ayrıldılar.

DSC07541

Fotoğraf güzel gibi görünebilir ama 40 C°’de, bu yolda, yalnız, saatlerce gitmek hiç de keyifli değildi.

DSC07542

Ucu bucağı görünmeyen ayçiçeği tarlaları.

Coğrafi olarak düz; yokuşu, eğimi, virajı olmayan bu çöl gibi bölgeden bir an evvel kurtulurum ümidiyle pedal çeviriyordum adeta. Geçen seneki Ankara Konya yolculuğum aklıma geldi; 260 kilometrelik o renksiz yolda bile bu kadar sıkılmamıştım. Etrafta hiçbir şey yoktu; köy, kasaba, en ufak bir yerleşim yeri bile…

Mola vermek için bir benzin istasyonuna girdim daha sonra. İstasyonda şifresiz wifi olduğunu görünce, internete de bakayım dedim. Bir de ne göreyim? Twitter hesabım hacklenmiş, tarafımdan saçma sapan mesajlar yayınlanmış, istemediğim, tanımadığım kişiler arkadaş listeme eklenmiş… Bu arada, benzin istasyonunu ofisi olarak kullanan bir fahişe de tebelleş oldu başıma. Kadından yakayı kurtarmak için gidiyormuş gibi yaptım. Derken, uzaktan kompresörü gördüm ve “gelmişken lastiklere hava basayım bari” deyip, kompresörün yanına gittim. O kadar bunalmıştım ki kendi pompamla bile hava basmaya mecalim yoktu. Hortumun ucunu lastiğin sibobuna takınca, ucun içindeki çıkıntı büyük geldi ve arka lastiğim tamamen indi. İstemeye istemeye el pompamla inen lastiğe hava basmaya başladım. Bu arada, fahişe yanıma geldi, bana Almanca bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Git dedim, gitmedi, istemediğimi söyledim, kadını ikna edemedim. Hava sıcak, neredeyse kırk derece; lastiğe hava mı basayım, kadına laf mı yetiştireyim, Twitter’ım hacklenmiş, ona mı yanayım… Neyse, zar zor lastiğe hava bastım ve kaçar şekilde oradan uzaklaştım.

DSC07543

Szolnok yolu – Macaristan

DSC07544

Szolnok yolunda gördüğüm birkaç güzel manzaradan biri.

Bu yol, uluslararası ulaşımın sağlandığı, özellikle de ağır vasıtaların geçtiği bir yol olmasına rağmen iki şeritli. Doğal olarak, bu kadar çok araç için iki şerit yeterli değil ve asfalt deforme olmuş. Arkamdan tırlar, kamyonlar hızla geçerken, ağır araçların yola uyguladığı basınçtan dolayı kenarlarda oluşan dalga şeklindeki bombelerden de atlamak zorunda kalıyordum. Bu sevimsiz yolda, yaklaşık 150 kilometre pedal çevirerek Szolnok şehrine kadar geldim. Şehre girmeden önce bir akaryakıt istasyonunda durup, internetten ucuz otellere baktığım sırada, motosikletle seyahat eden bir Rumen çifte rastladım. Romanya’dan birilerini görünce memleketlimi görmüş gibi oldum, sevindim. Motosikleti kullanan adam, Budapeşte dışında Macaristan’da görülecek bir yerin olmadığını, hatta ülke tamamının çok sıkıcı olduğunu söyledi.

DSC07545

Szolnok

DSC07547

Tiszavirág hid – Szolnok

Güzergâh: Oradea – Szolnok (Harita için tıklayın)
Mesafe: 158 km

Moralim bozuk olduğundan çadır kurmak istemedim. Şehrin girişinde, Tisza nehrinin yanında, birçok otelin ve bir kamping yerinin olduğu büyük, ağaçlık bir park vardı. Uygun fiyatlı bir otel bulup otele yerleştim. Resepsiyondaki görevli, bir gecelik kahvaltı dahil oda fiyatının 6000 Forint olduğunu söyledi. Adama ısrarla, kahvaltının bu fiyata dahil olup olmadığını sordum. Adam da fiyata kahvaltının dahil olduğunu tekrarladı.

Fiyatta anlaştıktan ve otele yerleştikten sonra şehir merkezine gittim. Şehirde festival gibi bir şey vardı şansıma. Festivallerin olduğu yerlerde ucuz yiyecek, alkol ve eğlence vardır. Karnım çok acıkmıştı; önden bir hotdog yedim. Kesmedi, bir tane daha yedim, o da kesmedi, bir tane de “langoş” aldım. Langoş, bizdeki pişiye benziyor; üzerine sarımsak sosu, “sour cream” ve kaşkaval rendesi konuluyor. Ortam kalabalık ve keyifliydi; konserler, dj’ler, dans edenler… Kötü başlayan Macaristan maceram burada son mu bulacaktı acaba?

5 Temmuz 2015 sabahı, otelde kahvaltımı yaptıktan sonra hesabı ödemek için resepsiyona gittim. Dün geceki adam yerine, otelin sahibi olan kadın vardı resepsiyonda. Yarım yamalak bir İngilizce’yle,
“Ücretiniz 7200 Forint” dedi. Ben de
“Hayır, dün gece 6000 Forint diye konuştuk” dedim. Kadın da
“1200 Forint kahvaltı ücreti” dedi.
“Resepsiyonda çalışan adam, bana bu fiyata kahvaltının da dahil olduğunu söylemişti ama” dedim. Kadın,
“Doğrudur, İngilizcesi yeterli değil onun” dedi.
“Beni ilgilendirmez, İngilizce bilen birini koysaydınız o zaman resepsiyona. 6000 Forint’ten daha fazla veremem.” deyince kıyamet koptu. Vay, siz Türkler böylesiniz de, hepiniz aynısız da… O sırada, kadının annesi geldi, polis çağıracağını söyledi. Ben de
“Bana ve ülkeme hakaret ettiniz, asıl ben polis çağırıyorum” dedim. Bu arada, otelin sahibi olan kadının yarım yamalak olan İngilizcesi de ne hikmetse düzeliverdi. Kavga, zihnini açtı kadının herhalde.
“Az önce İngilizce konuşamıyordunuz; n’ooldu da şimdi konuşabiliyorsunuz?” diye sordum kadına. Kötü niyetli olduğu için işine gelmiyor tabii anlaşılmak, bu yüzden de bilmiyormuş gibi yapıyormuş başta. Polis çağırırım deyince, kadın daha da hiddetlendi;
“Saat on buçuğu geçti, senden 3000 Forint de yarım pansiyon parası istiyorum.” deyince, bu sefer de ben zıvanadan çıktım, öfkeli bir şekilde 7200 Forint’i kadına verdim ve otelden ayrıldım. Hakaret ettiği için gerçekten de polisi çağıracaktım ama vizem kısıtlı olduğundan, uğraşmak ve keyfimi daha da kaçırmak istemedim.

Macaristan maceram tatsız başlamıştı. Romanya’da geçirdiğim dokuz güzel gün, yıllar öncesinde kalmıştı sanki; bundan sonra hep mutsuz olacakmışım gibi hissettim. Szolnok’tan yola çıkıp, 115 kilometre katederek, fotoğraf bile çekmeden Budapeşte’ye vardım. Bu, Tuna’yla üçüncü karşılaşmamdı. İlki, iki sene önce Tulcea ve Galati şehirlerinde, ikincisi Silistra’da, üçüncüsü de bugün Budapeşte’de… Buradan itibaren, Avusturya’nın Linz şehrine kadar Tuna’yla beraber devam edecektim yola. Ya da diğer bir deyişle, Tuna’yı takip edecektim.

Güzergâh: Szolnok – Budapeşte (Harita için tıklayın)
Mesafe: 115 km

Szolnok’ta tanıştığım motorcunun dediği gibi, Budapeşte gerçekten de çok güzel bir şehirmiş. Özellikle Tuna nehrinin iki kıyısını birbirine bağlayan köprüler çok hoşuma gitti. Kentin estetiği, mimarisi, tramvaylar, parklar, insanların sakin oluşu, kavga ve gürültünün olmaması, diğer AB ülkelerine göre fiyatların ucuz oluşu da cabası. Bu arada, şehrin her yerinde bisiklet yolları ve bisikletliler için düzenlenmiş trafik ışıkları olmasına rağmen benim gibi bisiklet yolu kavramından hoşlanmayan birisi için Budapeşte’de bisiklete binmek adeta bir eziyetti. Bisiklet yolları çoğu zaman kaldırımlardan geçiyordu ve kaldırımlarda da hız sınırı, hatırladığım kadarıyla saatte 15 ya da 20 kilometre ile sınırlıydı. Turisttim ve yayalara çarpmaktansa kuralları çiğneyip, normal araç yollarını kullanmayı tercih ettim Budapeşte’de geçirdiğim üç gün boyunca. Neyse, fazla konuştum yine; fotoğraflara geçiyorum hemen.

Budapeşte fotoğrafları…

 

DSC07612

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

DSC07556

Szabadság híd (Liberty Bridge, Özgürlük köprüsü)

Szabadság híd (Liberty Bridge, Özgürlük köprüsü)

Szabadság híd (Liberty Bridge, Özgürlük köprüsü)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

DSC07619

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Parlamento binası.

Parlamento binası.

DSC07584

Hősök tere (Heroes Square)

DSC07587

Margit sziget (Margit adası)

Magyar Nemzeti Galéria,

Magyar Nemzeti Galéria,

DSC07650

Buda kalesi

Buda kalesi

Buda kalesi

Mezőgazdasági múzeum

Mezőgazdasági múzeum

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

DSC07655

Hurdy gurdy (Macar halk çalgısı)