Bisikletle Ankara Eskişehir(2) 01.10.2012

Geçen hafta, havaların güzel gitmesini fırsat bilerek, Ankara’dan Konya’ya bir bisiklet gezisi yapayım dedim. Pazartesi sabah saat 5 buçuk gibi evden çıkmayı planlıyordum. Gece yatmadan önce son kez meteorolojinin sitesine baktığımda, Konya ve civarında havanın gök gürültülü ve yağmurlu olacağı uyarısını okudum. Sabah uyandım, Konya’ya gitmeye niyetliyken Eskişehir’e gitmeye karar verdim. Havanın durumuna göre Bozüyük’e, belki de Bilecik’e kadar da devam ederim diye düşündüm. Daha önce Eskişehir’e gittiğim ve o seyahatin fotoğraflarını burada yayınladığım için bütün yolu tekrar anlatmak istemiyorum.

https://bisikletgezilerim.wordpress.com/category/ankara-eskisehir-12-07-2012/

Kısaca, sabah 6’yı 5 geçe yola çıktım, akşam 4 buçukta Eskişehir’e ulaştım. Hava çok güzeldi, düşmeseydim ve daha sonra lastiğim patlamasaydı Eskişehir’e 1 saat erken varıp, Bilecik’e doğru yola devam edebilirdim. Bunu güzel bir antrenman gezisi olarak kabul edip Bilecik planımı seneye erteledim.

Görsel

Eskişehir il sınırı

lk molamı Oğlakçı girişindeki Yüceller Tesisleri’nde verdim. Burada 2 tas cacık ve 2 bardak çay içtim, arkasından bir adet kadayıf yedim ve kendime geldim. Boşalan suluğumu doldurdum ve yola çıktım.

Sivrihisar girişindeki TŞOF Tesisleri’nde kısa bir internet molası verdim. Yıllardır önünden geçer dururum, bir kere bile uğrama fırsatım olmamıştı bu tesise. Burada wi-fi olacağını tahmin ettim ve portakal suyumu içerken internetten de fotoğraflarımı, geziyle ilgili notlarımı vs paylaştım.

Ankara’dan Eskişehir yönünde, Sivrihisar’a 13 km kala, 121 ile 124. kilometrelerde sevmediğim bir yokuş var. Bu uzun yokuşun sağ tarafında, gidilen yola dik koyulmuş, şerit şeklinde beyaz kasisler var. Sağdan gitsen bisiklet zıplıyor, soldan gitsen yanından araçlar geçiyor… Yaklaşık 3 km bu çirkin yokuşu çekmek zorunda kalıyorum her seferinde.

Kasisli yokuş

 

 

Görsel

Sivrihisar girişi, TŞOF Tesisleri

Sivrihisar’dan çıktım, 5 km sonra ön lastiğimin patlamış olduğunu fark ettim. Bisikletimi uygun bir yere çektim, ön lastiği çıkardım, iç lastiği yedeğiyle değiştirdim ve yola devam ettim.

Görsel

(Keyfimin kaçtığı anlar. Yolda lastik tamiri)

Patlamış iç lastiği yedeğiyle değiştirmesine değiştirdim ama bu sefer de yedek lastiğin sibobu kalın geldi ve dış lastikte potluk yaptı. Bu da sürüşte dengesizlik yarattı. En yakın benzin istasyonuna gittim, lastiği tekrar söktüm, sorunu düzeltmeye çalıştım. Mükemmel olmadı ama beni Eskişehir’e kadar idare etti.

Lastik sorununu da hallettikten sonra yola hızla devam ettim. Hava çok güzeldi, rüzgar da mani olmadı, hatta ara sıra destek bile oldu bana. Sivrihisar’dan sonra yaklaşık ortalama 40 km/saat hızla Eskişehir’e kadar gittim. Bu ortalama hız, bugüne kadar yaptığım en hızlı uzun mesafe ortalamasıydı.

Görsel

Eskişehir 35 km kala bir benzin istasyonunda güzel bir Massey Ferguson gördüm

Massey’le fotoğraf çekildikten sonra tam gaz Eskişehir’e doğru pedal çevirdim.

Görsel

Ve Eskişehir, nüfus, rakım… Bu tabelaya bu sene ikinci kez ulaştım bisikletimle

Tabela önünde bu fotoğrafı çekmek biraz vaktimi aldı. Bu pozu çekebilmek için yoldan geçen birinden yardım istedim. O sırada o da dolmuş bekliyormuş, aceleye geldi; olmadı. En sonunda, yolun kenarından bulduğum bir kaldırım taşını yere dik yerleştirerek üzerine fotoğraf makinemi koydum ve fotoğrafı çekebildim. Bu tabelanın yakınlarından geçerseniz o kaldırım taşını muhakkak göreceksiniz.

Eskişehir’e geldikten sonra şehir merkezine uğramadım, Kütahya Yolu’ndan devam ettim. Batıkent’e gidecektim ama yolu şaşırdığım için dolandım durdum. Batıkent, Kütahya değil Bursa yolundaymış… Sora sora Batıkent’i bulduğumda kilometre saatimde toplam 251 km yol yaptığım yazıyordu.

Bu yazıda anlatmak istediğim, bir bisiklet turu değil aslında! Türkiye’deki insanların bisiklete olan ön yargıları, bisiklete bineni insan yerine koymamaları, bizleri trafikte araçtan saymamaları, bisiklet kavramını bilmemeleri, tanımamaları.

Yolların durumunu, yola atılan pislikleri daha önceleri hep yazdım, fotoğrafladım, yayınladım internet sitelerinde. Yolların durumundan ziyade, insanımız hala bisikleti tanımıyor. Bir önceki yazımda (https://bisikletgezilerim.wordpress.com/2012/10/06/27-08-2012-ankara-afyon-gezisi/) Afyon’da öğretmenevine bisikletimi almadıklarını yazmıştım. Bir hafta öncesinden rezervasyon yaptırıyorum, 14 saat yorucu bir seyahatin sonrasında yemek yiyip, duş alıp dinlenmek istiyorum ama, adamlar bisikletimi otele almıyorlar! Akşam hava kararmış, saat 8’de Afyon’da otel aramıştım. Ertesi gün Ankara’ya dönmek için Afyon otogarına gittim, bu sefer bisikleti bagaja almayız dediler, sorun çıkardılar. Anadolu firmasının yazıhanesindekiler “tamam, biz alırız” demelerine rağmen muavini ayrı, şoförü ayrı sorun çıkartmıştı. Geçen günkü Eskişehir gezimde de benzer hikayeler oldu. Dün Eskişehir TCDD Gar’a gittim, nöbetçi müdür yardımcısıyla görüştüm. Bisikleti trene alamam diyor!

Muhabbet aynen aşağıdaki şekilde gelişti…
– Yahu, tren boş, bisiklet desen incecik bir şey, acelem var, Ankara’ya dönmem lazım…
– Yok, alamam…
– Yahu, neden?
– Kurallar böyle…
– Avrupa’da hızlı trenlere bisikletleri alıyorlarmış ama… Bir de Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyoruz…

– Avrupalı hızlı trenle 50 sene önce tanıştı; biz ise 3,5 yıl… Bizim onların seviyesine gelmemiz için 50 sene, belki 100 sene geçmesi gerekecek.

– E bir yerden başlayalım, alın şunu trene!

– Sana izin versem, başkaları da görecek.

– E görsün…

Falan filan…

Baktım olmayacak, otogar’a gittim ben de… Bu sefer otogarda bir sorun çıkarmadılar, hatta sağ olsunlar kibar da davrandılar. Sebebini de tahmin edebiliyorum… YHT seferlerine başladıktan sonra Eskişehir Ankara arasındaki otobüs firmaları yolcularının çoğunu kaybetti. Otobüsler de genelde boş, bisiklete de ses çıkarmadılar. Truva firmasıyla geldim Ankara’ya. Muavin arkadaş çok iyi davrandı ve bisikletimi bagaja koyarken yardımcı da oldu. İsmini soramadım ama kendisine teşekkür ediyorum buradan.

Neyse, Ankara’ya geldim, AŞTİ’nin içinden geçerek Ankaray’a gittim, metro kartı aldım ve…

– Hoopp! Giremezsin!
– Nasıl ya?
– Yasak!
– Ya olur mu? Kaç kere geçtim, kimse bir şey demedi bugüne kadar!
– Yasak beyfendi, yasak!
– Kim buranın müdürü, amiri?

– Aha, orada…
Gittim, kapısını çaldım amirin.
– Beyefendi, bisikletimi metroya almıyorlar…
– Kurallar böyle, alamayız!
– İyi, peki… (İçimden küfrederek dışarı çıktım)
Dışarı çıktım ama, dışarıda fırtına, rüzgar, hava kararmış, trafik kalabalık… Geri döndüm, amirin yanına gittim…
– Dışarıda fırtına var, alın şunu lütfen, ineceğim zaten Maltepe’de!
– Yok, olmaz, kurallar böyle. Bana ceza keserler, memuriyette işler böyle. Taksiye bindir bisikletini… Seni alırsam ne derler bana? Her yerde kameralar var…

Rüzgar olmasa, hava aydınlık olsa metroya sokmaya çalışmaz, doğrudan eve giderdim. Üstelik bir de mesai çıkışı; insanlar çok kötü araç kullanıyorlar, mecbur kaldım… Neyse, düşük viteste yavaş yavaş eve geldim bir şekilde. Konuya dönecek olursak, her yıl onbinlerce bisikletin satıldığı 75 milyonluk bir ülkede, 2012 senesinde böyle saçmalıkların, ilkelliklerin yaşanması çok canımı sıkıyor. Bisikletler trenlere de, otobüslere de metrolara da belli sınırlar içerisinde alınmalı. Otobüslerin bagajlarında motosiklet, çekyat, büyük çuvallar, ağır inşaat malzemeleri vs taşındığını gördüm kaç kere. Bisiklet neden taşınmasın?

Bir başka gezide görüşmek dileğiyle

Can Onur (www.twitter.com/ichbincan)

Bisikletle Ankara Eskişehir 12.07.2012

12 Temmuz 2012 Perşembe günü, sabah saat 06.10’da, Ankara Maltepe’den yola çıktım. E90/D200 karayolunu takip ederek sırasıyla Temelli, Polatlı, Oğlakçı, Sivrihisar ve Kaymaz’dan geçip saat 17:15 civarı Eskişehir’e vardım.

Ceplerime iki adet iç lastik, yama kiti, levye, zımpara, yapıştırıcı, güneş kremi, tatlı kuruyemiş, yedek iç çamaşır, çorap, diş fırçası vs koydum.

Yola çıktıktan 2,5 saat sonra Polatlı’ya vardım. Tabela ve yerleşim yerlerinin fotoğraflarını çekmek dışında pek duraklama ihtiyacım olmadı. Polatlı’da durmadım, devam ettim. Polatlı çıkışında bir benzin istasyonunda kısa bir su molası verdim. Daha sonra, Oğlakçı’ya gelmeden Yüceller Tesisleri’nde bir mola verdim. Biraz yorulmuştum; soda ve su içtim, yoğurt yedim. Biraz kendime gelince tekrar yola devam ettim. Sivrihisar sapağına doğru, hızlı bir iniş yaptım, daha sonra yemek yemek üzere Sivrihisar’ın merkezine gittim.

Ufuk Pide Salonu diye bir lokantaya oturdum; et güveç, pilav üstü kuru fasulye ve cacık istedim. Yemekleri çok beğendim; Sivrihisar’a yolu düşenlere öneririm.

Yemeğimi yedikten sonra Ufuk Pide’nin az ilerisindeki çay bahçesinde ayaklarımı uzattım,  1-2 bardak çay içtim ve biraz dinlendim. Dinlendikten sonra tekrar Ufuk Pide’ye gittim, lavaboda elimi yüzümü yıkayıp, güneş kremimi tazeleyip Eskişehir’e doğru tekrar yola koyuldum.

E90/D200 yolunun Sivrihisar’dan sonraki bölümü, özellikle Kaymaz’a kadar çok güzel. Kaymaz’ı geçtikten sonra batıdan doğuya doğru kuvvetli bir rüzgar vardı. Bu rüzgardan dolayı, biraz da fotoğraf bahanesiyle kısa duraksamalar yapmak, minik molalar vermek zorunda kaldım. Benzin istasyonları ve tesislerin olmadığı bölgelerde, çeşmelerden su ihtiyacımı karşıladım.

Eskişehir’e yaklaştıkça sabahki enerjimin kalmadığı apaçık ortadaydı. Küçük beyaz kilometre tabelalarına bakarak kendimi motive etmeye çalışıyordum. 200/08/054 yazan tabelayı görünce 54 km sonra hangi yerleşim yeri var diye merak ediyor, ne zaman 053 yazacak, ne zaman 052 yazacak diye saatime bakıp, ortalama hızımı yol bilgisayarıma bakmadan hesaplamaya çalışıyor, vakit geçiriyordum.

Neyse, son bir yokuş kalmıştı; Organize Sanayi yokuşu… Bu adı ben koydum, belki başka bir adı da vardır. Sevgi ve hoşgörü şehri Eskişehir’e hoşgeldiniz” tabelası, bu uzun ve dik yokuşun bittiğini söyler. 6-7 kilometrelik inanılmaz bir inişin beni beklediğini düşünürken rüzgarın hızımı kesmesi keyfimi kaçırdı.

Sabahın 6’sından beri sırf  Eskişehir/Nüfus/Rakım tabelasını görmek için pedal çevirdim. Nasıl mutluydum anlatamam! Bu tabelayı görünce bütün sıkıntı geçecek zannediyordum; oysa… Oysa, maganda sürücüler arasında şehir merkezini bulana kadar çektiğim sıkıntı, 11 saat çektiğim fiziksel ve psikolojik sıkıntıyı katladı diyebilirim.

Eskişehir tabelasının olduğu yere yakın bir bakkaldan su ya da soda içtim; hatırlamıyorum. Bakkal, müşterilere promosyon amaçlı ya da jest olsun diye ücretsiz lokum veriyordu. Bu, benim için güzel bir ödüldü. Bir tane yedim, bir tane daha, bir tane daha… Sonra, ayıp olmasın diye bir tane daha istemedim ve şehir merkezine doğru yola devam ettim.

Eskişehir merkezine geldim sağ salim. Gelir gelmez de sevgili yol arkadaşımın Porsuk manzaralı bir fotoğrafını çektim. Kilometre saatimde, 240 kilometre yol yaptığım yazıyordu.

Buraya gelince bazı tanıdıklarımı ziyaret ettim. Luthier Özgür ve Osman Tanaçan’a uğradım, biraz gezindim, sonra da akşam teyzemlere Batıkent’e gittim.

Eskişehir’in emektar fotoğrafçısı, çok sevdiğim Osman Tanaçan’ın stüdyosunda yol arkadaşımla beraber fotoğraf çektirdik. Belki ileride o fotoğrafları da paylaşırım. Batıkent’e geldiğimde kilometre saati 250 km’yi gösteriyordu. Yolculuğumu burada noktaladım.

Bu geziyle ilgili videoyu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=dqPhmvquLBI&feature=g-upl

Başka gezilerde görüşmek dileğiyle…

Can Onur (www.twitter.com/ichbincan)