2016 seyahati 1. Bölüm (Ankara-Batum)

 

Nihayet, bu seneki seyahatimi de yazma fırsatı bulabildim. Şu anda dünyanın en güzel yerinde, Fırtına Deresi’ni besleyen kollardan birinin şırıl şırıl aktığı, İdris Duman’ın oteli Doğa Otel’in huzurlu ortamında bilgisayarımı açtım ve yazmaya başladım. İdris Duman kimdir diye soracak olursanız; Özcan Alper’in ilk ve en meşhur filmi Sonbahar’da da oynamış, Çamlıhemşin’in bilindik, bilge bir dedesi diyebilirim kısaca. Doğa Otel’in projesini çizen ve bu güzel oteli yapan kişi de kendisidir aynı zamanda.

Evet, yavaş yavaş bu seneki seyahatimi anlatmaya başlayayım. 1 sene öncesinden güzel bir Asya planı yapıp, güzergâhımı belirlemiştim. Haziran’ın 15’i gibi yola çıkacaktım ve planımı uygulayacaktım. Lakin, Haziran ayı geldiğinde bazı aksaklıklar oldu ve planladığım tarihte yola çıkamadım. Kendi işlerimdi, vize sorunlarıydı, darbeydi vs derken ancak 24 Temmuz sabahı seyahatime başladım. Yaptığım plana göre Çankırı ve Kastamonu üzerinden Sinop’un Gerze ilçesine, oradan da Karadeniz kıyısını takip ederek şu an bu yazıyı yazdığım yere, Çamlıhemşin’e gelecektim. 24 Temmuz sabahı Ankara’dan yola çıktım ve 134 kilometre yol yaparak Çankırı İl Özel İdaresi Misafirhanesi’ne geldim. Misafirhane çok ucuz, temiz ve konforlu olmasına rağmen sadece erkeklerin kaldığı bir yerdi; belirtmek istedim. Kız arkadaşınızla falan gidecek olursanız kalamazsınız, haberiniz olsun. Ankara Çankırı arasını her sene yaptığımdan ve bu güzergahı “Ankara Çankırı Seyahati” adlı yazımda anlattığımdan, yol ile ilgili fazla detaya girmeyeceğim.

Gümerdiğin yakınları

Hava çok sıcaktı… Hatta o kadar sıcaktı ki asfalt erimiş, lastiklere yapışıyordu. Yüklü bir bisikletle, bu yapışkan asfaltta yokuşları çıkmak, özellikle de Şabanözü Eldivan arasındaki yokuşu çıkmak çok zor oldu. Bir de mıcır olayı var… Sene olmuş 2016, mıcır nedir arkadaş ya? Bu çağda erimiş asfalt ve mıcır görmek çok ayıp! Bu mıcır denen şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu defalarca gördük. Arabalar kaydı, trafik kazaları oldu, insanlar öldüler bu ilkellik yüzünden. Bu çirkinlikleri hala neden görüyoruz bu çağda, aklım almıyor!

Bir ara, sıcağın en kuvvetli olduğu saatlerde, Gümerdiğin köyünden hemen önce, köylülerin meyve sebze sattıkları tezgahlarını gördüm ve hemen yanlarına gittim. Önce, tezgahların yanındaki çeşmeden suluklarımı doldurdum, sonra da bana kiraz ikram eden pazarcı kadının kirazlarından yedim. Daha sonra, komposto satan bir kadından da bir kavanoz komposto alıp suluğuma boşalttım. O sıcakta rüya gibi bir şeydi o erik kompostosu. Eldivan yokuşunu çıkana kadar, çeşmelerden su doldurup içtim o kompostoyu ve şeker ihtiyacımı bu şekilde karşılamış oldum.

Ertesi gün Çankırı’dan Kastamonu’ya gittim. Bu yolu daha evvel yapmamıştım. O gün ilki 1420 metre olan İndağı Geçidi’nden, diğeri de 1850 metre olan Ilgaz Dağı Geçidi’nden geçtim ve toplamda 115 kilometre yol yaptım, 1900 metre de tırmandım. Korgun’u geçtikten sonra, bir çeşmeye suluğumu doldurmak için yöneldiğimde, daha sonra isminin Hayati olduğunu öğrendiğim bir adam, kahvaltı yapıp yapmadığımı sordu bana. Cevabı tam veremeden, “senin iyi beslenmen lazım, kahvaltını yap öyle git” dedi.

Hayati abiyle kahvaltı

Çay ve sahanda yumurtanın yanında, kendi bahçesinden topladığı biberlerle, domateslerle, Ege’den getirttiği zeytinlerle muhteşem bir kahvaltı hazırladı Hayati abi. Kahvaltıyı yaparken uzun uzun sohbet ettik kendisiyle.

 

Çankırı Kastamonu yolunun da kalitesi çok kötüydü ve bu yolda da erimiş asfaltla mıcır vardı. Ilgaz Dağı Geçidi’nde, rakım tabelası önünde kendi fotoğrafımı çekmeye çalışırken, bacaklarımın yandığını hissettim. İlk önce anlam veremedim, sonra tabelanın yanına gidice ısırgan gibi bir bitkinin canımı yaktığını fark ettim. Isırgandan farklı bir bitkiydi galiba; ertesi sabaha kadar bacağımın yanması geçmedi çünkü.

Hem sol dizim ağrıdığından hem de şehri çok beğendiğimden iki gece Kastamonu’da kaldım; banduma, ekşili pilav, eğşi gibi Kastamonu yöresel lezzetlerinin tadına baktım, şehri gezdim, bol bol fotoğraf çektim. Bu arada, Dönerci Nail’de döner yedim. Döneri gerçekten de çok lezzetliydi. Kastamonu; Bursa, Edirne ve Trabzon gibi geçmişi çok eskilere dayanan bir şehir. Bu yüzden Kastamonu’da da eski evler, konaklar, tarihi binalar, türbeler, camiler çokça var. Muhakkak gezilmesi, görülmesi gereken bir şehir burası. Yalnız, rahatsız olduğum bir konudan da bahsetmek istiyorum. Birçok tarihi, güzel binanın yanı sıra, çok çirkin binalar da var Kastamonu’da. Önümüzde güzel örnekleri varken neden çirkin binalar yapılıyor; anlayabilmiş değilim.

 

Seyahatimin dördüncü günü Kastamonu’dan yola çıktım. Önce Taşköprü’ye gittim. Taşköprü’de bir şeyler atıştırdıktan sonra yola devam ettim. Keyifsiz bir yoldu; yerleşim yeri yok denecek kadar azdı.

Taşköprü

 

Kastamonu Boyabat arası

Koçak köyü yakınlarından geçerken, köyde kısa bir ihtiyaç molası verdim. Bu arada, köyün imamı Halil Teke’yle tanıştım. Kendisi, ikindi namazını kıldırmak üzereydi; namazdan sonra benimle çay içip sohbet etmek istediğini söyledi. Hoca namazı kıldırırken, ben de cami bahçesinin fotoğraflarını çektim. Namazdan sonra da hocanın evine gittik, semaver çayı içtik, muhabbet ettik. Halil hoca çiçeklere çok meraklıymış. Caminin ve evinin bahçesini çok güzel çiçeklerle donatmış. Daha sonra bana, Boyabat yakınlarındaki Maruf köyüne gitmemi önerdi, orada kalacak yer bulabileceğimi söyledi.

Halil hocanın çiçekleri

Halil hoca ile beraber

Halil hocanın dediğini yaptım ve Maruf köyüne gittim. Çadır kuracak uygun bir yer ararken Maruf köyü camisinin imamıyla tanıştım. Hoca, caminin üst katında kalabileceğimi söyledi. Eşyalarımı camiye koyduktan sonra, önce imamla beraber yemek yedik, daha sonra da imam, imamın oğulları ve arkadaşlarıyla caminin bahçesinde çay içtik, sohbet ettik. Beni misafir ettikleri için kendilerine bir de buradan teşekkür etmek istiyorum.

İnsanın ayak izleri (Taşköprü Boyabat arası)

Maruf Köyü Camii

Sabah hazırlanıp Gerze’ye doğru yola çıktım. Önümde, denizden yüksekliği 1162 metre olan Dıranas Geçidi vardı. Bulunduğum rakımdan, yaklaşık 800 metre tırmanacaktım. Dıranas Tüneli’ne kadar yavaş, tünelden geçtikten sonra da hızlı bir şekilde Sinop Gerze yol ayrımına kadar geldim. Gerze’ye kadar olan iki tane dik yokuşu da çıkıp, Gerze’de yemek molası verdim.

Dıranas Geçidi (1110 / 1162m)

Moladan sonra Samsun’a doğru hareket ettim. Yol çok düzgün olmasına rağmen, yolda görülecek hiçbir şey yoktu. Bu yüzden de fazla durmadan, yaklaşık 30 km/saat hıza yakın bir ortalama hızla Samsun’a vardım. Yoldayken, ailesinin yanında Samsun’da olan yakın arkadaşım Necip’le de telefonda konuşuyorduk. Onlarda kalacaktım ve geç kalmak istemiyordum. Bu yüzden de biraz hızlı gitmek zorunda kaldım.

Bafra Köprüsü

Samsun hakkında çok olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Bir kere, toplu taşıma araçlarını kullananlar, yolda çok tehlikeli gidiyorlar. Yola bakmak diye bir şey yok… Beni ezseler, umurlarında olmayacağımı çok iyi biliyorum. İkincisi, şehrin uzaktan görüntüsünün her sene daha da çirkinleştiğini fark ettim. Gri gri gökdelenler, çirkin binalar… Şehre bisiklet yolu yapılmış; tamam, güzel ama acaba bu yol bisiklete binenler için uygun mu? Bisiklet yolu, kasis ve engebelerle dolu; tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de insan kalabalığı ve ara sıra da motosikletle gidenler var bu yolda. Yüksek sesli müzik çalan faytoncular var bir de… Bu şekilde faytona binmenin nostaljik bir tarafı da yok. Maksat, atlara ve çevrede çayını içen, muhabbet etmeye çalışan insanlara eziyet olsun. Bu kadar şikayet ettim, hiç mi hoşuma giden bir şey ya da bir yer olmadı Samsun’da? Var tabii… Atakum’u çok beğendim. Eğlenceli ve renkli bir yer… 100. Yıl Bulvarı’yla sahil arasında kalan ara sokaklar, bu sokaklardaki çaycılar, börekçiler, çarşılar çok hoşuma gitti. Henüz tam anlamıyla bozulmamış, şehrin eski dokusunu yansıtan yerleri çok güzel Samsun’un.

Necipler’in evinden (100. Yıl Bulvarı)

31 Temmuz günü, saat 15.30’da Samsun’dan ayrıldım. Tempolu bir sürüşle Ordu’nun Bolaman ilçesine geldim. 2013 senesinde, arka bahçesine çadır kurduğum Egemen Köfte’yi buldum ve yine buraya çadır kurdum. Tabii, gelmişken Talip ustanın köftesinden de yedim. İşin sırrının, kullanılan iç yağında olduğunu söyleyen Talip ustanın köftesi güzel. Denemenizi öneririm. Bolaman’da Fiskobirlik’in karşısı…

Egemen Köfte’nin harika bahçesi

Ertesi gün, Nefise Akçelik Tüneli’nden geçmek yerine Perşembe üzerinden Ordu’ya gittim. Yason Burnu’ndaki Yason Kır Kafe’de oturdum, Perşembe’de Aşiyan Kafe’nin meşhur tostundan ve turşu kavurmasından yedim.

Daha sonra da Ordu’ya gittim. Ordu’nun girişindeki Bulvar Kafe’de, kafenin sahibi Erim’in, tur yapan bisikletçilere ücretsiz yemek verdiğini öğrendim Warmshowers’da evinde kalacağım arkadaşımdan. 2013 senesinde yaptığım Karadeniz seyahatimde de Ordu’da düşünceli, nazik insanlarla karşılaşmıştım. Erim’in inceliği herkese örnek olmalı…

Ordu’da iki gece  kaldıktan sonra Trabzon’a, daha sonra da Çamlıhemşin’e geçtim. Ardeşen Çamlıhemşin yol ayrımından Çamlıhemşin’e gelene kadar gördüklerim çok sinirlendirdi beni. Eskiden ahşap olan birçok ev yıkılmış, yerine betonarme ve çirkin versiyonları inşa edilmiş. Yol üzerinde sık sık gördüğüm iş makineleri, kırılmış kayalar, oyulmuş tepeler de cabası! Bir gün sonra Ayder’e gittiğimde ise daha da öfkelendim. Ayder’e 1999 senesinde ilk gittiğimde, gördüğüm manzara ve doğallık büyülemişti beni. Şimdi ise, dışında asansörü olan betonarme otel bile gördüm. Paralı Araplar’ı kaçırmamak, onlara konfor sağlamak için her türlü çirkinlik yapılmış Ayder’de. Yerel kültür yok olmuş, fiyatlar yükselmiş, araç trafiği, korna sesleri, gürültü, kalabalık almış başını gitmiş. Örneğin; Pazar’da kilosu 15 TL olan muhlamalık peynirin fiyatı Ayder’de 25 TL. Eskiden, kapılarının önünde torunlarına çorap ören yerel kıyafetli teyzelerin yerel görüntüleri, şimdi ticari birer reklam panosu haline gelmiş. Temel fıkralarına gönderme olması maksadıyla, sırf komiklik olsun diye içinde “Laz” hecesi geçen samimiyetsiz dükkan tabelaları bile vardı Ayder’de. Önceleri, Hemşinliler Laz olmadıklarını, kültürlerinin ve dillerinin Lazlar’dan farklı olduklarını söylerlerdi. Aynı şekilde, Lazlar da Hemşinliler’den farklı olduklarını söylerlerdi. Yani Hemşin yaylalarında Hemşinliler’i, Ardeşen’de, Pazar’da da Lazlar’ı görürdüm doksanlarda ve iki binlerin başında. Bu sefer, her şey birbirine karışmış ve postmodern bir hal almış. Evet, belki insanlar daha çok para kazanıyorlar ama rafinelik kalmamış. Çok daha kötüsü var; Yeşil Yol Projesi denen iğrenç şey hayata geçirilmeye çalışılıyor. Eğer bu saçma proje gerçekleşirse, diğer yaylaların da akıbetleri Ayder gibi olacaktır ve Doğu Karadeniz’in sonu gelecektir!

07.08.2016 tarihinde Çamlıhemşin’den İdris dedenin yanından ayrıldım, Yeşil Vadi’de muhlamamı yedim, akşam 18.00 gibi de Batum’da Puşkin Caddesi’ndeki Retro Hostele yerleştim. Eskiden hostellerin rahat ve güvenli olmadığını düşündüğümden, hostellerde kalmazdım. Aslında, farklı kültürlerden ve kafa dengi güzel insanlarla tanışmanın en uygun yerlerinden biri de hostellerdir. Son üç yıldır, büyük şehirlere geldiğimde, özellikle hostellerde kalıyorum. Retro Hostel’de, tesadüfen birçok İranlı’yla karşılaştım. Onlara İran’a gideceğimi söyleyince çok sevindiler ve İran’a geldiğimde kendilerini aramamı söylediler, beni evlerine davet ettiler. Pazar yakınlarında, dışarıda satılan fıçı biralardan içtik. Taroof kavramıyla ilk kez burada tanıştım. Ne kadar ısrar etsem de içtiğim biranın parasını İranlılar ödedi.

Batum’a kadarki seyahatim biraz konforlu geçti. Batum’dan sonra, 2025 metre rakımda bulunan Goderdzi Geçidi’ni tırmanıp, Akhaltsikhe ya da Türkçe ismiyle Ahıska şehrine gidip, oradan da Ermenistan’a geçeceğim. Akhaltsikhe yolunun çok bozuk olduğunu okudum. Bakalım bisikletim bu yoldan sağ çıkabilecek mi? Şimdilik Batum’dan sevgiler.

Seyahat günlüğü:

  1. Gün: Ankara-Çankırı:
    Toplam mesafe: 134 km
    Tırmanış: 1450 m
  2. Gün: Çankırı-Kastamonu:
    Toplam mesafe: 115 km
    Tırmanış: 1900 m
  3. Gün: Kastamonu-Maruf köyü:
    Toplam mesafe: 115 km
    Tırmanış: 885 m
  4. Gün: Maruf köyü-Samsun:
    Toplam mesafe: 194 km
    Tırmanı: 1425 m
  5. Gün: Samsun-Bolaman:
    Toplam mesafe: 119 km
    Tırmanış: 145 m
  6. Gün: Bolaman-Ordu:
    Toplam mesafe:55,6 km
    Tırmanış: 485 m
  7. Ordu-Boztepe-Ordu
    Toplam mesafe: 25 km
    Tırmanış: 525 m
  8. Gün: Ordu-Trabzon:
    Toplam mesafe: 187 km
    Tırmanış: 700 m
  9. Gün: Trabzon-Çamlıhemşin (Ortan köyü):
    Toplam mesafe: 152 km
    Tırmanış: 675 m
  10. Gün: Ortan-Ayder-Çinciva (Gidiş-Dönüş)
    Toplam mesafe: 52 km
    Tırmanış: 1155 m
  11. Gün: Çamlıhemşin (Ortan)-Batum:
    Toplam mesafe: 115 km
    Tırmanış:150 m
    İniş: 550 mAnkara-Batum toplam mesafe: 1263 km
    Ankara-Batum toplam tırmanış: 9495 m
Reklamlar

Ankara Çankırı seyahati

DSC00300

21 Mart 2013 Perşembe

21 Mart 2013 sabahı, saat 6’da uyandım. Normalde yattığım, hatta bazen daha geç yattığım bir saatte güne başlayıp, gün boyu efor harcamak için birkaç gün öncesinden erken yatıp vücudumu alıştırmam gerekirdi ama, bütün okul hayatım boyunca sınavlarda yaptığım gibi, yine erken yatmadım ve 4-5 saatlik bir uykuyla, yaklaşık yarım günlük bir yolculuğa çıkmak üzere yataktan kalktım. Bir gece önce, internette gideceğim rotayı araştırırken, güzergah üzerindeki daha önce isimlerini duymadığım yerleşim yerlerini, yol ayrımlarını, çeşmeleri, barajları bir kağıda not almıştım. Yola çıktığımda, ulaşmak istediğim noktayı düşünmek yerine, kısa mesafelerdeki noktaları hedef alırım. Bu, hem yolculuğumun güzel geçmesini, hem de kendimi yorgun hissetmememi sağlıyor.

Havanın serin olacağını düşünerek, evde hazırlanırken şort giyip giymeme konusunda biraz tereddüt ettim ama, her zaman hafifliği tercih ettiğimden, yine şort giymeye karar verdim. Saat 06:30’da evden çıktım, Maltepe camiinin yanından Demirtepe’ye dönüp oradan da Kızılay’a geldim. Sabahın erken saatlerinde Kızılay’ı, Atatürk Bulvarı’nı, Ulus’u, Dışkapı’yı görmek istemiştim hep… Bunu bahane ederek, Kızılay meydanından Ulus yönüne döndüm ve sırasıyla Sıhhiye, Ulus, Dışkapı, Bentderesi’nden geçerek Aydınlıkevler’e, İrfan Baştuğ Caddesi’ne geldim. Yola çıktıktan 17 dakika sonra, bir benzinlikte lastiklerimin havasını kontrol ettim ve ön lastiğime biraz hava bastım. Hallettiğimi sandığım, birkaç gündür beni rahatsız eden zincirdeki sıkışma sorunu da ara ara kendini hissettirmeye başladı. Pedal çevirdikçe sorun hallolur diye düşünerek fazla umursamadım. En kötü ihtimal, Çubuk’a geldiğimde, Karagöl gezisinde patlayan lastiğimi onaran tamirciye gidip, zinciri ya da sıkışan baklayı değiştiririm diye düşündüm. İrfan Baştuğ Caddesi’ni takip ederek Pursaklar’a doğru devam ettim. Karagöl gezisinde de anlatmıştım;IMG_3773 bu cadde havaalanı yolu üzerinde olduğundan, yurtdışından gelen yabancı devlet erkanına kötü bir izlenim yaratmaması için, cadde üzerindeki binaların dış cepheleri birbirleriyle aynı görünüme sahip ve caddenin kozmetiği de Ankara standartlarının oldukça üzerinde bir kalitede. Bu sefer, caddenin temizliği de dikkatimden kaçmadı; yolda giderken, bir tane cam kırığı bile görmedim. Demek ki istendiğinde güzel işler yapılabiliyormuş bu şehirde de.

Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin olduğu yerdeki alt geçitte, bir taraftan kitsch at heykelleriyle süslenmiş istinat duvarlarına şaşkın şaşkın bakarken, diğer taraftan da, kalabalıklaşan araç trafiğinin yarattığı egzoz bulutundan kurtulmaya çalışıyordum. Keşke, yola 1 saat daha erken çıksaymışım… Kalabalık trafik, yoğun egzoz dumanı ve zincirimin ara sıra diş atlaması, alt geçidin sonundaki dik yokuşu çıkarken zor anlar yaşattı bana.

Saat 07:50’de, Pursaklar’ın devamındaki Saray mahallesinde, Avşar Simit’te kısa bir çay molası verdim. Buraya, Karagöl’e giderken de uğramıştım. Daha önce uğradığım yerlere tekrar tekrar uğramayı seviyorum. Simitçidekiler, nereye gittiğimi sordular. Ben de, Şabanözü ve Eldivan üzerinden Çankırı’ya gideceğimi söyledim. Fırıncılardan biri Eldivanlı’ymış… Fırıncıyla, gideceğim yerler ve yol hakkında biraz sohbet ettikten sonra yoluma devam ettim.

DSC00285rrSaat 08:50’de, Çubuk Çankırı yol ayrımına geldim. Burada biraz fotoğraf çektikten sonra saat 09:00 civarı yola koyuldum. Yol ayrımından sonra yaklaşık 10 km, hafif eğimli bir yokuş çıktım. Bu arada, zincir sorunu da kronikleşmeye başladı ve ara sıra inip, zinciri elimle düzeltmeye çalıştım. Yokuşu çıktıktan sonra, yaklaşık 15 km, dik bir iniş vardı. İniş tabelasını gördüğümde ilk başta çok sevindim ama yolun bakımsız oluşu, hızla yokuşu inerken, traktördeymişim hissi uyandırdı bende. Bir yerde durup fotoğraf çekerken yanıma bir otomobil yanaştı ve aracın sürücüsü, yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu. Kendisine teşekkür ettim, gezdiğimi ve fotoğraf çektiğimi söyledim. Büyük şehirlerden uzaklaştıkça, böyle iyi niyetli insanlarla çok sık karşılaşıyorum.

Çankırı il sınırından hemen önce, bir benzin istasyonu var. Benzinliğin girişinde çay, pide ve kebap yazan afişi görünce, bir mola vereyim dedim ama henüz yaz sezonu olmadığından, yiyecek, içecek vs satmıyorlarmış. Benzin istasyonunu geçtikten kısa bir süre sonra Çankırı il sınırından geçip, bir gece önce internette araştırırken gördüğüm, Karamusa DSC00310köyüne geldim. Köy, yoldan yaklaşık 1 km içeride… Köyde kısa bir süre gezinip fotoğraf çektikten sonra, yine internette rastladığım, Karamusa köyüne yakın bir köy olan Özbek köyüne gitmeye niyetlendim ama, yol, fazla bozuk olduğundan vakit kaybetmemek için buraya gitmeyip tekrar anayola çıktım ve Şabanözü’ne doğru yola koyuldum. Zincirdeki sorun, bazen düzeliyor, bazen de nüksediyordu. Karamusa köyüne geldiğimde, zincir problemi yeniden hortladı ve uzun bir süre sinirimi bozmaya devam etti. Şabanözü’ne gelince bir bisiklet tamircisi bulurum ümidiyle pedal çevirmeye devam ettim.

DSC00313

Şabanözü yönünde ilerlerken, uzaktan Özbek köyünün fotoğraflarını çektim. Yolda bir hayrattan su ictim, DSC00315boşalan şişelerimi doldurdum. Nihayet Şabanözü’ne geldim ve yolda gördüğüm insanlara, burada bir bisiklet tamircisinin olup olmadığını sordum. Bisiklet tamircisi, Çankırı’daymış; Şabanözü’ne de sadece hafta sonları gelirmiş. Bu beklemediğim cevabı aldıktan sonra, tesisatçı, tamirci vs aradım. İlçe merkezinde, bulduğum bir oto lastikçisine girdim, lastikçinin aletleriyle zinciri gevşetmeye çalıştım ve daha sonra, yol sorduğum birinin tavsiyesi üzerine, soluğu Şabanözü Merkez Lokantası’nda aldım.

Saat 12:37, Şabanözü Merkez Lokantası… Ustanın bıçağı tutuşu, etin rengi ve kokusu, dönerin lezzeti hakkında son derece olumlu ipuçları verdi bana. 1,5 porsiyon pilav üstü döner istedim. O yörede, biraz yağlı seviliyor olacak ki, usta yağı esirgememişti… Ama, genel olarak döner çok güzeldi! Haftada birkaç kere döner yemeye bisikletle Şabanözü’ne gidip gelebilirim; o kadar lezzetli… Döneri yedikten sonra, dışarıda birkaç adamla sohbet ettim. Nereden gelirsin, nereye gidersin, ne iş yaparsın vs sorular sorarlar her gittiğim yerde. Dönercide çalışanlardan biri de kendini tanıtırken, “bana burada topoğraf Ümit derler” demiş ama, ben adamın dediğini, “toparlak Ümit” olarak anladım ve şaşırarak, “toparlak Ümit mi!” diye sordum. Adam, ilk başta biraz bozuldu bana ama, sonra yanlış anladığımı ifade ettim ve durumu tatlıya bağladık. Konuşurken Eldivan ve Çankırı yolunu sordum. Adamlardan biri, Şabanözü çıkışında dik bir yokuş olduğunu, o yokuşu çıkınca, Çankırı’ya kadar pedal bile çevirmeden gidilebileceğini söyledi. Ya, herhangi bir vasıta ile Ankara’ya dönecektim ya da Çankırı’ya kadar devam edecektim. Yolda, Ankara’ya giden bir toplu taşıma aracına rastlamadığımı düşünerek, yokuşu çıkmaya karar verdim.

Şabanözü’nden çıktım ve Eldivan yoluna saptım. Ankara-Çankırı arasındaki en yüksek rakımlı noktanın Şabanözü, en alçak rakımlı noktanın da Çankırı olduğunu bildiğimden, içim rahattı ve çıktığım bu yokuştan sonra hep ineceğimi hayal ettim. Kazın ayağı öyle değilmiş meğer! Tırmandığım yokuşu indikten sonra, daha dik ve daha uzun bir yokuşu tırmanmam gerekti. Şabanözü’ndeki adam, yokuşlardan birini söylemeyi unutmuştu. 6-7 kilometrelik bir tırmanıştan sonra, Eldivan’a kadar neredeyse pedal çevirmedim. Eldivan’a gelmeden önce, bir çeşmedeDSC00318 elimi yüzümü yıkadım, şişelerimi doldurdum. Çeşmenin önü, her zaman görmeye alışkın olduğumuz bir görünüme sahipti; etraf, çöp ve pislikle doluydu. Eldivan’a gelmeden önce küçük bir baraj gölünün yanından geçtim. Gölden hemen sonraki yerleşim yeri olan Sarayköy yakınlarında fotoğraf çekerken, bir evin açık penceresinden kulağıma gelen, DSC00320“Bağa gel bostana gel” türküsünü dinledim. Çok severim bu türküyü…

Eldivan’a geldim; zincirdeki sorun şimdilik düzelmiş gibi… Eldivan’a girmeden Çankırı’ya doğru yola devam ettim. Yol üzerinde, Yukarıyanlar diye bir köy var; burası çok hoşuma gitti. Köylüler, evlerinin eski ve bakımsız olmasından şikayetçiler ama yine de böyle yeşil ve sakin bir yerde yaşadıkları için onların şanslı olduklarını düşünüyorum. Fotoğraf çekmek için köyün içine girdim… Ahmet amcaYaşlı bir amca ve iki tane de teyze ile sohbet ettim. 80 yaşındaki Ahmet amcanın fotoğraflarını çektim ve Çankırı’ya doğru yoluma devam ettim.

Sonunda Çankırı’ya vardım… IMG_382272500 nüfuslu, küçük bir Orta Anadolu şehri burası. Biraz şehir merkezinde gezdikten sonra, bir tavsiye üzerine, “Sefer ustanın yeri” ya da diğer bir adıyla, “Derya Lokantası”na gittim. Pilav, karnıyarık, cacık ve Antep fıstıklı kadayıf istedim. Pilav hariç, diğer yediklerim oldukça lezzetliydi, özellikle kadayıfa bayıldım. Aile işletmesi olduğunu düşündüğüm Sefer ustanın yeri, küçük, mütevazi bir esnaf lokantası; çalışanlar son derece şık ve de kibarlar. Çankırı’ya yolunuz düşerse muhakkak uğrayın derim.

Bu güzel yemekleri yedikten sonra, bir çay bahçesinde oturdum, çay içtim, çektiğim fotoğraflara baktım, yazılarımı yazdım. Akşam, saat 8’e çeyrek kala kalkan bir otobüsle Ankara’ya döndüm ve bu keyifli geziyi noktaladım. Seyahat ile ilgili izlenimlerime gelecek olursak, öncelikle şunu söylemek isterim ki; Ankara’nın kuzey çıkışı, batı çıkışına göre çok daha keyifli.  Bunu, Karagöl’e gittiğimde de fark etmiştim… Yol ne kadar uzun olursa olsun, insan hiç sıkılmıyor. Eskişehir yolu üzerinden gidildiğinde, neredeyse Temelli’ye kadar şehir devam ediyor. Binalar, siteler, üniversiteler, inşaatlar sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor bana. Bu gezide, yeni aldığım seleyi de denemiş oldum; çok rahat bir sele. Seyahat sırasında ve sonrasında, hiç ağrı, sızı hissetmedim. Bisikletle Haziran ayında yapacağım Avrupa gezisinden önce, fırsat buldukça böyle günlük geziler yapıp, eksiklerimi anlamaya ve gidermeye çalışacağım.

Kat edilen toplam mesafe: 128 km
Ankara – Çankırı seyahati güzergahı: