Türkiye’de bisiklete binmek

Daha önce yurtdışında bulunmadığım için bir kıyaslama yapamıyorum. Anlatacaklarım, sadece kişisel gözlemlerim… Kimse üzerine alınmasın, anlattıklarım da bir milletle özdeşleştirilmesin! Doğru şöyledir, yanlış böyledir, toplumu şöyle düzeltmeliyiz, insanlara böyle örnek olmalıyız gibi dertlerim hiç olmadı. Toplum geneli hakkında fikir sahibi olduğum zaman daha rahat yaşadığımı, daha kolay hareket ettiğimi, daha az üzüldüğümü gördüm ve bisiklet gibi, trafikte risk taşıyan bir araç kullandığımdan, içinde yaşadığım toplumun trafikteki davranışlarıyla ilgili gözlemlerimi, başkalarının da işine yarayacağını düşünerek, kaleme almak istedim. Türkiye’de her yıl trafik kazalarında, yaklaşık onbin kişinin öldüğü, yaklaşık ikiyüzbin kişinin de sakat kaldığı düşünülürse çok tehlikeli bir ortamda bisiklete bindiğimizi aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Aşağıda anlatacaklarım genelde bisiklete binenleri ilgilendiren konular; bütün trafik hatalarından bahsetmeyeceğim bu yüzden.

Türkiye’de insanlar, genelde
araçlarından çıkarlarken, arkadan başka araçlar geliyor mu diye kesinlikle yola bakmazlar ve araç kapılarını bir anda açıverirler. Otomobille gidildiğinde hayati bir önem taşımaz belki ama iki teker üzerinde hızla ilerlerken (şekil 1), size doğru aniden açılan bir kapı ile karşılaşmak (şekil 2), refleks olarak o kapıdan kaçmaya çalışırken arkadan gelen araçlarla çarpışmak çok üzücü sonuçlar yaratabilir.

Normalde, park halindeki bir araç sürücüsü aracıyla trafiğe çıkarken, sola sinyal yakar ve kontrollü şekilde trafiğe dahil olur ama Türkiye’de böyle bir şeye rastladığımı hatırlamıyorum. Sağda park halindeki araç sürücüleri, genelde kontrolsüz bir şekilde, bir anda akan trafiğe girer ve eğer bir kaza yaşanmazsa yollarına devam ederler. Şekil 3’te park halindeki araçlar ve yolda ilerleyen bisikletli, şekil 4’te ise sol tarafını kontrol etmeden aniden yola çıkan, tehlike yaratan bir araç görülüyor.

Araç sürücüleri genelde dikiz aynalarını kullanmayı pek sevmediklerinden, bisikletliyi görmezler. Onları insan yerine koymadıkları için de, dikiz aynalarını kullansalar bile bisikleti ve bisikletliyi görmek de istemezler. Genelde, sinyal lambası kullanarak arkadan gelen araç sürücülerine dönecekleri yolu önceden haber verme gibi bir alışkanlık da henüz yerleşmemiştir Türkiye’de.

Bir ikincisi, anayoldan tali yola, bir benzin istasyonuna ya da tali yoldan anayola dönüşlerin olduğu yerlerde giderken çok dikkatli olmak gerekiyor. Türkiye’de bisiklet çok tanınmadığı için daha önce de belirttiğim gibi, yollarda genelde bisikletliyi insandan saymazlar. Yolda ilerleyen bir bisikletlinin hızının olduğunu, momentumunun olduğunu kimse aklına getirmez. Örneğin, ana yolda bisikletinizle hareket halindeyken, bir anda önünüzde sağdaki yola dönmek isteyen bir otomobil belirebilir ve bu da o otomobille çarpışma, otomobilin altına girme ihtimalinizi doğurur. Ciddi sakatlanmalar, belki de ölümle sonuçlanan durumlar yaşanabilir. Sağdaki tali yola dönmek isteyen araç sürücüsünün, sağa sinyal yakıp, hızını düşürerek, bisikletin arkasından, trafiği tehlikeye sokmayacak bir şekilde dönüşünü gerçekleştirmesi gerekirken (şekil 5), bu durum Türkiye’de şekil 6’daki gibi oluyor.

Araç sürücüleri, sinyal lambalarını kullanmadıklarından, bisikletlerimizde ayna olsa bile sürücünün ne yapacağını, nereye döneceğini anlayamayız. Şekil 6’daki örneğin tam tersi de çok sık oluyor; siz bisikletle anayolda giderken bir anda tali yoldan anayola fırlayan bir araçla burun buruna gelebiliyorsunuz. Trafik lambalarının, bazen polisin bile umursanmadığı bu ülkede, dur anlamına gelen “yol ver” tabelasına kimse aldırış etmez ve sürücüler tali yoldan ana yola, frenlerine dokunmadan giriş yaparlar.

Yayalar da trafikte çok dikkatli sayılmazlar; ne kendilerini ne de yanındaki küçük çocuklarını önemserler. Kaldırımdan yürümek yerine yolda yürürler, bir anda yola atlayıp karşıdan karşıya geçerler. Hatırlarsanız, bisikletin momentumunun olduğunu kimse aklına getirmez demiştim birkaç cümle önce. 80 Kg ağırlığında bir adam, 10 Kg ağırlığında bir bisikletle saatte 40 – 50 Km hızla yayaya çarparsa o yaya, gözünü hastanede açar. Yayalar, bunu düşünmeyerek hem kendilerini hem de bisikletliyi tehlikeye sokarlar.

Şehir içi ve şehir dışı yollar, engebelerle, kasislerle, çukurlarla, cam kırıklarıyla doludur; birasını, sodasını içen, genelde şişesini yola atar ve kırılan cam parçaları bisikletin lastiğe zarar verir. Dediğim gibi, bu yazdıklarımı sadece Türk insanına mal etmek istemiyorum; yurtdışına gitmediğim için kıyaslama yapma şansım olmadı bu zamana kadar ama eğer Türkiye’de bisiklete binilecekse bu anlattığım durumlar muhakkak ciddiye alınmalı!

5

Çetibeli Marmaris arası (2013)

Çok sık olmasa da, uzun yolda bisiklet kullananlara kötü şakalar yapan sürücüler var ki umarım hiçbir bisikletçi böyle durumlarla karşılaşmaz. Bisiklete binene, korkutma amaçlı korna çalmak, bağırmak, küfretmek, su, meyve, şişe vs cisimler atmak, bisikletin çok yakınından süratle geçmek vs… Hatta, bisiklet sürenin yanına gelip bisikletin gidonundan tutup gaza basanların olduğunu bile biliyorum.

Bir de sokak köpekleri olur yollarda… Köpekler, bisikleti ve motosikleti genelde sevmezler ve yoldan geçtiğinizde genelde size havlarlar, bazen sizi kovalayabilirler de… Köpekten kurtulmanın tek çaresi, bisikletten inip size havlayan köpeğin sakinleşmesini beklemek ve yavaş yavaş yanından uzaklaşmaktır. Sopadır, taştır, biber gazıdır aklınızdan bile geçirmeyin!

Bisikleti Kuantum Fiziği’ne benzetirim. Makro olarak algılanan bir dünyanın mikro yapıtaşlarını görürsünüz bisiklete bindiğinizde. Motorlu taşıtlarla giderken gözden kaçan onbinlerce detay, bisiklete binen kişi tarafından görülür, hissedilir ve yaşanır. Uzun yıllardan beri bisiklete bindiğim için bu ülkede yaşanan trafik kazalarına, ölen ve sakatlanan insan sayısına çok da şaşırmıyorum aslında.

Can Onur   20 Ekim 2012 Cumartesi

 

Yazıya ilave:

“Türkiye’de bisiklete binmek başlıklı” bu yazıyı iki  sene önce yazmıştım ve o zamana kadar bir yurt dışı deneyimim olmamıştı. Geçen sene bisikletle Ankara’dan Moldova sınırına, İstanbul’dan da Gürcistan’a gittim ve daha önce bu yazıda yazdığım, olması gerektiğine inandığım medeniyet olgularına bizzat şahit oldum.

Özellikle Bulgaristan’da o kadar güzel bir trafik vardı ki, hiçbir sıkıntı yaşamamakla beraber, strese girmeden bisiklete bindiğim için kendimi fazladan mutlu bile hissettim. Motorlu araç sürücülerinin arkanızdan kornaya basmamaları, onlara yeşil yansa bile durup size yol vermeleri, hatta şehirler arası  yolda giderken, çift vagonlu dev tırların sola sinyal yakıp, sol şeritten sizi uygun bir hızda sollamaları, arkadan gelen araçların sağa dönüşlerde sizin önünüze kırmamaları, insanı korumalarla gezen bir vali ya da bir başbakanmış gibi güvende hissettiriyor.

Büyük balığın küçük balığı yuttuğu, saygı ve hoşgörünün neredeyse hiç kalmadığı güzel ülkemde de, umarım bir gün hepimiz böyle mutlu bir şekilde bisiklete bineriz.

01.04.2014 Salı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar