Viyana – Wachau – Linz – Gmunden – Hallstatt

Onuncu bölümden devam…

13.07.2015

Schengen vizem ile ilgili bir durumu öğrenebilmek için, sabah İtalyan elçiliğine gittim. Niyetim, elçilikteki işimi hallettikten sonra, St. Pölten üzerinden Melk’e gidip, Linz’e kadar Tuna’yı takip etmekti. İşimi halledemediğim gibi, gitmek istediğim yolu da bulamayınca, yol sorduğum insanların tavsiyeleri üzerine şehir merkezine geri döndüm yine. Viyana’dan Linz’e kadar, Tuna Nehrini takip eden bir bisiklet yolu olduğunu öğrendim ve istemeye istemeye bu yolu kullanmaya karar verdim.

DSC07891

Viyana çıkışı

Şehirden çıkana kadar banliyölerden, fabrika yakınlarından, köprü altlarından geçtim. Köprü ayakları ve bisiklet yolunun geçtiği yerlerdeki duvarlar, grafitilerle doluydu. Şehirden tamamen çıktıktan sonra, seyahatim daha da keyifli olmaya başladı. Muhteşem bir bisiklet yolundaydım; yanımda Tuna Nehri ve yemyeşil bir ortam… Daha ne istenebilirdi ki?

DSC07895

Tuna Nehri

tulln

Tulln

 

Bu şekilde, meşhur Avusturyalı ressam Egon Schiele’nin memleketi olan Tulln şehrine kadar geldim. Egon Schiele burada çok seviliyor olmalı ki adı okul, sokak vs gibi yerlere verilmiş. Hatta, Egon Schiele müzesi bile vardı ama Pazartesi günleri müze kapalı olduğundan burayı gezme fırsatım olmadı. Tulln’un şirin sokaklarında biraz dolaştıktan sonra, tekrar bisiklet yoluna çıktım ve Tuna Nehri’ne paralel giderek yoluma devam ettim.

Bisiklet yolu gerçekten de inanılmazdı… Yaşadığım şehir olan Ankara’yı ve Türkiye’deki şehirler arası yolları düşündükçe, işte cennet burası dedim kendi kendime. Bisiklet yolu güzeldi güzel olmasına ama Eurovelo yön tabelalarının olmadığı yol ayrımlarında yola devam edemiyordum. Bana doğru yönü gösterecek hiçbir işaret olmuyordu bu tip yerlerde. Yol bazen Tuna’dan uzaklaşıyor, bazen Tuna’ya yaklaşıyor, bazen de sazlıklardan, mısır tarlalarından geçiyordu. Yönümü bulmakta zorlandığım böyle bir bölgeden geçerken, iki bisikletliye rastladım yolda. Peşlerine takıldım; beraber gittik bir müddet. Daha sonra onlar başka bir yöne döndüler ve bana Krems kasabasına giden yolu gösterdiler.

DSC07946

 

krems

Krems

Krems’e geldiğimde güneş batmış, hava kararmaya başlamıştı. İçinde bulunduğum ortam o kadar güzeldi ki zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadım bugün. Tuna Nehri’nin, nehirdeki teknelerin, Avusturya köylerinin, renkli, şirin evlerin, köprülerin fotoğraf çekmekten, farkında olmadan akşamı ediverdim. Krems’ten sonra 8 kilometre daha devam edip, Oberloiben köyünün çıkışında tesadüfen gördüğüm itfaiye binasına girdim. Oradakilere, binada yetkili birinin olup olmadığını sordum. Beni müdürle tanıştırdılar. Müdüre, itfaiyenin bahçesinde çadır kurmak istediğimi söyledim. Adam, kabul etti ve bana binanın arkasındaki bahçede yer gösterdi. Etrafı üzüm bağlarıyla çevrili bahçeye çadırımı kurduktan sonra, müdürle bira içip sohbet ettik.

Güzergâh: Viyana – Oberloiben (Harita için tıklayın)

Sabah, kahvaltımı yaptıktan sonra Wachau bölgesinin birbirinden güzel, tarih kokan köylerinden geçerek Linz yönünde ilerledim. Wachau bölgesi ve bu bölgedeki köyler güzel olmasına güzeldi ama, şarap dışında yeme içme oldukça pahalıydı. Ucuz olan tek şey şarap olduğu için de molalarda, bölgede yetişen üzümlerden yapılmış taze şarapların tadına bakma fırsatım oldu. Bu bölgede yetişen Riesling ve Grüner Weltliner üzümlerinden harika beyaz şaraplar yapılıyor. Özellikle Grüner Weltliner’in lezzetine ve kokusuna bayıldım.

Tuna Nehri’ni ve Eurovelo’yu takip ederek, akşama doğru Linz’e 30-40 km kadar yaklaştım. Yolda bir ara, Tuna Nehri’nde benimle aynı yönde ilerleyen bir yolcu gemisiyle yarıştım. Fotoğraf çektiğim zamanlarda beni yakalayabilen gemiyi, arka arkaya dört kere geçtim. Linz yakınlarındaki Eurovelo yolunun bazı bölümlerinde onarım çalışmaları vardı. Bu yüzden de araç sürücülerinin tepkilerine rağmen, ara sıra Eurovelo dışına çıkıp, normal yoldan gitmek zorunda kaldım. Eurovelo’da giderken Eurovelo tabelalarını, kara yolundan giderken de yol üzerindeki tabelaları, araçların gidiş yönünü ve Tuna Nehri’ni takip etmek gerekiyor. Sürücüler yolda bisikletli görmek istemediklerinden kornaya basıyorlardı ve ister istemez bisiklet yoluna gitmek durumunda kalıyordum. Böyle bir anda, yarıştığım geminin peşinden giderek, kazara bir orman yoluna saptım. Orman yolu beni mısır tarlalarına çıkardı. Yolumu bulamayınca da Linz yakınlarında bir çiftlik evinin bahçesine çadırımı kurdum.

DSC07959

DSC07955

Yarıştığım gemi

Bahçesine çadır kurmama izin veren aileyle sabah kahvaltı yaptıktan sonra yola çıktım. Önce Linz’e geldim ve şehirde biraz gezindim. Humboldtstrasse’de ve bu caddenin yakınlarındaki bir parkta birçok Türk vardı. Linz Katedrali’ni gezip, biraz daha şehirde dolaştıktan sonra Linz’ten ayrıldım. Gmunden yakınlarındaki Lambach’ta, Arnavut bir adamın misafirhanesinde kaldım. Sağ olsun benden ücret istemedi ve o gece başka Arnavutlar’la beraber, önce Arnavutların gittiği lokale, daha sonra da Lambach’ın dışında, pavyon gibi bir yere gittik. Arnavutlar çok misafirperver insanlardır… Misafirhanenin sahibi, pavyonda şarkı söyleyen kadına bahşiş verip, benim için Türkçe parça bile söyletti. Şarkılardan bir şey anlamasam da adamın iyi niyeti beni çok duygulandırdı.

Ertesi gün Gmunden ve Ebensee üzerinden meşhur Hallstatt’a gittim. Hallstat turistik bir yer olduğundan otel fiyatları çok yüksekti. Hallstatt’ın çıkışında bir kamp yeri buldum ve gece orada kaldım.

 

Reklamlar