Ankara Çankırı seyahati

DSC00300

21 Mart 2013 Perşembe

21 Mart 2013 sabahı, saat 6’da uyandım. Normalde yattığım, hatta bazen daha geç yattığım bir saatte güne başlayıp, gün boyu efor harcamak için birkaç gün öncesinden erken yatıp vücudumu alıştırmam gerekirdi ama, bütün okul hayatım boyunca sınavlarda yaptığım gibi, yine erken yatmadım ve 4-5 saatlik bir uykuyla, yaklaşık yarım günlük bir yolculuğa çıkmak üzere yataktan kalktım. Bir gece önce, internette gideceğim rotayı araştırırken, güzergah üzerindeki daha önce isimlerini duymadığım yerleşim yerlerini, yol ayrımlarını, çeşmeleri, barajları bir kağıda not almıştım. Yola çıktığımda, ulaşmak istediğim noktayı düşünmek yerine, kısa mesafelerdeki noktaları hedef alırım. Bu, hem yolculuğumun güzel geçmesini, hem de kendimi yorgun hissetmememi sağlıyor.

Havanın serin olacağını düşünerek, evde hazırlanırken şort giyip giymeme konusunda biraz tereddüt ettim ama, her zaman hafifliği tercih ettiğimden, yine şort giymeye karar verdim. Saat 06:30’da evden çıktım, Maltepe camiinin yanından Demirtepe’ye dönüp oradan da Kızılay’a geldim. Sabahın erken saatlerinde Kızılay’ı, Atatürk Bulvarı’nı, Ulus’u, Dışkapı’yı görmek istemiştim hep… Bunu bahane ederek, Kızılay meydanından Ulus yönüne döndüm ve sırasıyla Sıhhiye, Ulus, Dışkapı, Bentderesi’nden geçerek Aydınlıkevler’e, İrfan Baştuğ Caddesi’ne geldim. Yola çıktıktan 17 dakika sonra, bir benzinlikte lastiklerimin havasını kontrol ettim ve ön lastiğime biraz hava bastım. Hallettiğimi sandığım, birkaç gündür beni rahatsız eden zincirdeki sıkışma sorunu da ara ara kendini hissettirmeye başladı. Pedal çevirdikçe sorun hallolur diye düşünerek fazla umursamadım. En kötü ihtimal, Çubuk’a geldiğimde, Karagöl gezisinde patlayan lastiğimi onaran tamirciye gidip, zinciri ya da sıkışan baklayı değiştiririm diye düşündüm. İrfan Baştuğ Caddesi’ni takip ederek Pursaklar’a doğru devam ettim. Karagöl gezisinde de anlatmıştım;IMG_3773 bu cadde havaalanı yolu üzerinde olduğundan, yurtdışından gelen yabancı devlet erkanına kötü bir izlenim yaratmaması için, cadde üzerindeki binaların dış cepheleri birbirleriyle aynı görünüme sahip ve caddenin kozmetiği de Ankara standartlarının oldukça üzerinde bir kalitede. Bu sefer, caddenin temizliği de dikkatimden kaçmadı; yolda giderken, bir tane cam kırığı bile görmedim. Demek ki istendiğinde güzel işler yapılabiliyormuş bu şehirde de.

Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin olduğu yerdeki alt geçitte, bir taraftan kitsch at heykelleriyle süslenmiş istinat duvarlarına şaşkın şaşkın bakarken, diğer taraftan da, kalabalıklaşan araç trafiğinin yarattığı egzoz bulutundan kurtulmaya çalışıyordum. Keşke, yola 1 saat daha erken çıksaymışım… Kalabalık trafik, yoğun egzoz dumanı ve zincirimin ara sıra diş atlaması, alt geçidin sonundaki dik yokuşu çıkarken zor anlar yaşattı bana.

Saat 07:50’de, Pursaklar’ın devamındaki Saray mahallesinde, Avşar Simit’te kısa bir çay molası verdim. Buraya, Karagöl’e giderken de uğramıştım. Daha önce uğradığım yerlere tekrar tekrar uğramayı seviyorum. Simitçidekiler, nereye gittiğimi sordular. Ben de, Şabanözü ve Eldivan üzerinden Çankırı’ya gideceğimi söyledim. Fırıncılardan biri Eldivanlı’ymış… Fırıncıyla, gideceğim yerler ve yol hakkında biraz sohbet ettikten sonra yoluma devam ettim.

DSC00285rrSaat 08:50’de, Çubuk Çankırı yol ayrımına geldim. Burada biraz fotoğraf çektikten sonra saat 09:00 civarı yola koyuldum. Yol ayrımından sonra yaklaşık 10 km, hafif eğimli bir yokuş çıktım. Bu arada, zincir sorunu da kronikleşmeye başladı ve ara sıra inip, zinciri elimle düzeltmeye çalıştım. Yokuşu çıktıktan sonra, yaklaşık 15 km, dik bir iniş vardı. İniş tabelasını gördüğümde ilk başta çok sevindim ama yolun bakımsız oluşu, hızla yokuşu inerken, traktördeymişim hissi uyandırdı bende. Bir yerde durup fotoğraf çekerken yanıma bir otomobil yanaştı ve aracın sürücüsü, yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu. Kendisine teşekkür ettim, gezdiğimi ve fotoğraf çektiğimi söyledim. Büyük şehirlerden uzaklaştıkça, böyle iyi niyetli insanlarla çok sık karşılaşıyorum.

Çankırı il sınırından hemen önce, bir benzin istasyonu var. Benzinliğin girişinde çay, pide ve kebap yazan afişi görünce, bir mola vereyim dedim ama henüz yaz sezonu olmadığından, yiyecek, içecek vs satmıyorlarmış. Benzin istasyonunu geçtikten kısa bir süre sonra Çankırı il sınırından geçip, bir gece önce internette araştırırken gördüğüm, Karamusa DSC00310köyüne geldim. Köy, yoldan yaklaşık 1 km içeride… Köyde kısa bir süre gezinip fotoğraf çektikten sonra, yine internette rastladığım, Karamusa köyüne yakın bir köy olan Özbek köyüne gitmeye niyetlendim ama, yol, fazla bozuk olduğundan vakit kaybetmemek için buraya gitmeyip tekrar anayola çıktım ve Şabanözü’ne doğru yola koyuldum. Zincirdeki sorun, bazen düzeliyor, bazen de nüksediyordu. Karamusa köyüne geldiğimde, zincir problemi yeniden hortladı ve uzun bir süre sinirimi bozmaya devam etti. Şabanözü’ne gelince bir bisiklet tamircisi bulurum ümidiyle pedal çevirmeye devam ettim.

DSC00313

Şabanözü yönünde ilerlerken, uzaktan Özbek köyünün fotoğraflarını çektim. Yolda bir hayrattan su ictim, DSC00315boşalan şişelerimi doldurdum. Nihayet Şabanözü’ne geldim ve yolda gördüğüm insanlara, burada bir bisiklet tamircisinin olup olmadığını sordum. Bisiklet tamircisi, Çankırı’daymış; Şabanözü’ne de sadece hafta sonları gelirmiş. Bu beklemediğim cevabı aldıktan sonra, tesisatçı, tamirci vs aradım. İlçe merkezinde, bulduğum bir oto lastikçisine girdim, lastikçinin aletleriyle zinciri gevşetmeye çalıştım ve daha sonra, yol sorduğum birinin tavsiyesi üzerine, soluğu Şabanözü Merkez Lokantası’nda aldım.

Saat 12:37, Şabanözü Merkez Lokantası… Ustanın bıçağı tutuşu, etin rengi ve kokusu, dönerin lezzeti hakkında son derece olumlu ipuçları verdi bana. 1,5 porsiyon pilav üstü döner istedim. O yörede, biraz yağlı seviliyor olacak ki, usta yağı esirgememişti… Ama, genel olarak döner çok güzeldi! Haftada birkaç kere döner yemeye bisikletle Şabanözü’ne gidip gelebilirim; o kadar lezzetli… Döneri yedikten sonra, dışarıda birkaç adamla sohbet ettim. Nereden gelirsin, nereye gidersin, ne iş yaparsın vs sorular sorarlar her gittiğim yerde. Dönercide çalışanlardan biri de kendini tanıtırken, “bana burada topoğraf Ümit derler” demiş ama, ben adamın dediğini, “toparlak Ümit” olarak anladım ve şaşırarak, “toparlak Ümit mi!” diye sordum. Adam, ilk başta biraz bozuldu bana ama, sonra yanlış anladığımı ifade ettim ve durumu tatlıya bağladık. Konuşurken Eldivan ve Çankırı yolunu sordum. Adamlardan biri, Şabanözü çıkışında dik bir yokuş olduğunu, o yokuşu çıkınca, Çankırı’ya kadar pedal bile çevirmeden gidilebileceğini söyledi. Ya, herhangi bir vasıta ile Ankara’ya dönecektim ya da Çankırı’ya kadar devam edecektim. Yolda, Ankara’ya giden bir toplu taşıma aracına rastlamadığımı düşünerek, yokuşu çıkmaya karar verdim.

Şabanözü’nden çıktım ve Eldivan yoluna saptım. Ankara-Çankırı arasındaki en yüksek rakımlı noktanın Şabanözü, en alçak rakımlı noktanın da Çankırı olduğunu bildiğimden, içim rahattı ve çıktığım bu yokuştan sonra hep ineceğimi hayal ettim. Kazın ayağı öyle değilmiş meğer! Tırmandığım yokuşu indikten sonra, daha dik ve daha uzun bir yokuşu tırmanmam gerekti. Şabanözü’ndeki adam, yokuşlardan birini söylemeyi unutmuştu. 6-7 kilometrelik bir tırmanıştan sonra, Eldivan’a kadar neredeyse pedal çevirmedim. Eldivan’a gelmeden önce, bir çeşmedeDSC00318 elimi yüzümü yıkadım, şişelerimi doldurdum. Çeşmenin önü, her zaman görmeye alışkın olduğumuz bir görünüme sahipti; etraf, çöp ve pislikle doluydu. Eldivan’a gelmeden önce küçük bir baraj gölünün yanından geçtim. Gölden hemen sonraki yerleşim yeri olan Sarayköy yakınlarında fotoğraf çekerken, bir evin açık penceresinden kulağıma gelen, DSC00320“Bağa gel bostana gel” türküsünü dinledim. Çok severim bu türküyü…

Eldivan’a geldim; zincirdeki sorun şimdilik düzelmiş gibi… Eldivan’a girmeden Çankırı’ya doğru yola devam ettim. Yol üzerinde, Yukarıyanlar diye bir köy var; burası çok hoşuma gitti. Köylüler, evlerinin eski ve bakımsız olmasından şikayetçiler ama yine de böyle yeşil ve sakin bir yerde yaşadıkları için onların şanslı olduklarını düşünüyorum. Fotoğraf çekmek için köyün içine girdim… Ahmet amcaYaşlı bir amca ve iki tane de teyze ile sohbet ettim. 80 yaşındaki Ahmet amcanın fotoğraflarını çektim ve Çankırı’ya doğru yoluma devam ettim.

Sonunda Çankırı’ya vardım… IMG_382272500 nüfuslu, küçük bir Orta Anadolu şehri burası. Biraz şehir merkezinde gezdikten sonra, bir tavsiye üzerine, “Sefer ustanın yeri” ya da diğer bir adıyla, “Derya Lokantası”na gittim. Pilav, karnıyarık, cacık ve Antep fıstıklı kadayıf istedim. Pilav hariç, diğer yediklerim oldukça lezzetliydi, özellikle kadayıfa bayıldım. Aile işletmesi olduğunu düşündüğüm Sefer ustanın yeri, küçük, mütevazi bir esnaf lokantası; çalışanlar son derece şık ve de kibarlar. Çankırı’ya yolunuz düşerse muhakkak uğrayın derim.

Bu güzel yemekleri yedikten sonra, bir çay bahçesinde oturdum, çay içtim, çektiğim fotoğraflara baktım, yazılarımı yazdım. Akşam, saat 8’e çeyrek kala kalkan bir otobüsle Ankara’ya döndüm ve bu keyifli geziyi noktaladım. Seyahat ile ilgili izlenimlerime gelecek olursak, öncelikle şunu söylemek isterim ki; Ankara’nın kuzey çıkışı, batı çıkışına göre çok daha keyifli.  Bunu, Karagöl’e gittiğimde de fark etmiştim… Yol ne kadar uzun olursa olsun, insan hiç sıkılmıyor. Eskişehir yolu üzerinden gidildiğinde, neredeyse Temelli’ye kadar şehir devam ediyor. Binalar, siteler, üniversiteler, inşaatlar sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor bana. Bu gezide, yeni aldığım seleyi de denemiş oldum; çok rahat bir sele. Seyahat sırasında ve sonrasında, hiç ağrı, sızı hissetmedim. Bisikletle Haziran ayında yapacağım Avrupa gezisinden önce, fırsat buldukça böyle günlük geziler yapıp, eksiklerimi anlamaya ve gidermeye çalışacağım.

Kat edilen toplam mesafe: 128 km
Ankara – Çankırı seyahati güzergahı:

Reklamlar