2016 seyahati 3. Bölüm Ermenistan (Gyrumri – Yerevan – Meghri)

Gümrükteki memurların pozitif olmaları, tedirginliğimi geçirmişti. Sınırdan geçer geçmez, bir döviz bürosunda, cebimdeki Gürcü paralarını Ermeni parasına çevirdim. Kalan bozukluklarla da bir köy bakkalından ekmek, su vs alıp Ermenistan’ın Gümrü şehrine gitmek üzere yoluma devam ettim. Sınır, 2150 metre civarı bir rakımdaydı ve yaklaşık 35 km boyunca 2000 metre rakımlarda pedal çevirdim. 1600 metre rakımda bulunan Gümrü şehrine yaklaşırken, yolun son 12-13 kilometresi hep inişti. Bir ara o kadar hızlandım ki, 75 km/saat hızlara ulaştım. Frenler, bisikletin ağırlığından dolayı bu hızlarda çok iyi tutmuyordu. Neyse ki yol çok kalabalık değildi de sağ salim Gümrü’ye varabildim. Sınırla Gümrü arası, Akhalkalaki ile Ermenistan sınırı arasındaki bölgeye çok benziyordu. Yol, coğrafya, yerleşim yerleri, motorlu taşıtlar, insalar; neredeyse aynıydı.

Gümrü’de bir kavşakta etrafa bakınıp tabelaları anlamaya çalışırken, babasıyla yürüyen genç bir kadın, yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu güzel bir İngilizce’yle. Kalacak yer aradığımı söyledim. Kadının babası, beni Artush and Raisa isimli bir pansiyona götürdü. Bahçesinde meyve ağaçlarının olduğu, tek katlı, güzel bir pansiyondu. Pansiyon sahibiyle iki gün için anlaşıp, eşyalarımı odama bıraktıktan sonra, şehir merkezine gittim.

Artush and Raisa

Gümrü’yü çok beğendim; oldukça güzel bir şehir. Kent meydanı, eski taş binalar, meydandaki büyük katedral, kiliseler, havuzlar, parklar, bahçeler, eski mahalleler ve Gaz Volga otomobiller ile 1980’lerin Sovyetler Birliği dönemini yansıtan bir hava hakim burada. Aynı hava Kutaisi’de de vardı. Photoshop’la ve retro filtrelerle asla ifade edilemeyecek bir görüntü bu. Fotoğraf çekmek için inanılmaz bir şehir burası. Günlerce kalabilirim Gümrü’de. Ortamın havasını, ruhunu tam yansıtması için, daha önce Kutaisi’de yaptığım gibi, birkaç renkli fotoğraf dışında, tek sefer ve siyah beyaz çektim şehrin fotoğraflarını. Akşam pansiyona döndüğümde, pansiyon sahibi Martin ve pansiyonda kalan bir müşteriyle Ararat Konyağı içip sohbet ettik. Konyak lezzetliydi, muhabbet güzeldi. Seyahatimin Ermenistan bölümü çok güzel başlamıştı.

Gümrü’de iki gece kaldıktan sonra, 14 Ağustos günü öğlene doğru, Erivan’a gitmek üzere pansiyondan ayrıldım. Martin, yola çıkmadan önce bana bir şişe Ararat hediye etti. Ben de yolda kendime hakim olamayıp içebileceğimi, sıcak havada da benim için iyi olmayacağını söyleyip konyağı almadım. Erivan’a geldiğimde ise Martin’in teklifini kabul etmediğime pişman oldum.

Yolculuk başlarda keyifliydi. Ağrı Dağı’nın Türkiye’den görünmeyen yüzünü gördüm. Ağrı Dağı’nın öteki yüzü nedense bana ayın öteki yüzü gibi ulaşılmaz gelirdi. Uzaya çıkıp, ayı farklı bir açıdan görmüşüm gibi heyecanlandım bugün. Erivan yakınlarına geldiğimde, hava biraz bozdu ve karşımdan şiddetli rüzgâr esmeye başladı. Erivan, rakım olarak Gümrü’den aşağıda olmasına rağmen, rüzgârın şiddeti hızlı gitmemi engelliyordu. Akşam 8 civarı şehir merkezine geldim. Bir kafeye oturup bir şeyler içtim, internete girdim, Booking.com’dan hostelimi ayarladım.

Hosteldeki tek Türk bendim. Hosteldekilerle geç saatlere kadar sohbet ettik, votka içtik. Hatta tanıştığım Ermeni bir arkadaş, benden gitarla Mahsun Kırmızıgül çalmamı istedi. Bilmediğimi, hayatta dinlemediği söylediysem de adamı ikna edemedim. Baktım olacak gibi değil, “sen söyle, ben de sana eşlik ederim” dedim ve hayatımda ilk kez Mahsun Kırmızıgül çaldım. “Bebeğim Benim”le başladık ve devamı da geldi… Bu arada, Gürcistan’da olduğu gibi Ermenistan’da da votka sudan ucuz anlaşılan. Kiminle tanıştıysam votka ikram etti bana. Bu yüzden de votka muhabbetleri İran’a kadar devam edecek. 

15 Ağustos 2016
Sabah, önce Vernissage’a gittim. Haftasonları bit pazarı, hafta içi de hediyelik eşyaların, el işi ürünlerin satıldığı, Erivan’ın merkezindeki bir pazar yeriymiş Vernissage. Burada gezinirken, duduk satılan tezgâhlar gördüm. Birinin yanına gittim ve tezgâhın sahibiyle konuşmaya başladım. Adam, önce duduğu anlattı, sonra da Sarı Gelin’i çalmaya başladı. Adamın Sarı Gelin’i ya da bildiğim bir ezgiyi çalacağını tahmin etmiştim ama yine de bu ezgileri orada duymak farklı etkiliyor insan. Vernissage’da biraz daha gezdikten sonra yaşlı bir kadın seyyar satıcıdan kıymalı börek aldım. Bildiğimiz çiğ börek ya da çi-börek… Akşama doğru bir lokantada lahmacun yedim. Adı, bizde söylendiği gibi; lahmacun. Başka lokantaların, restoranların vitrinlerine, menülerine de baktım gün içinde; isimlerine kadar hep bildiğimiz yiyeceklerdi.  Sarmalı (yaprak sarma), dolma, lahmacun, mante (mantı), tan (ayran)…

Vernissage

Vernissage

Erivan, Gümrü’ye göre daha büyük ve zengin bir şehir olmasına rağmen Gümrü kadar etkilemedi beni. Burada da Sovyet havası var ama Gümrü kadar yoğun değil; daha çok Doğu Bloku şehirlerini andırdı bana. Erivan için biraz daha Avrupalı demek daha doğru olur. 

Erivan’a kadar gelmişken Soykırım Müzesi’ni görmeden bu şehirden ayrılmak istemedim. Çok hassas bir konu ve bu konu hakkında söylenen çok şey var. Ben sadece, tarafsız bir göz olarak, olaya Ermenistan‘dan da bakmak ve durumu gözlemlemek istedim. Soykırım Müzesi’nden sonra Ararat Konyak Fabrikası’na gittim ama rezervasyonsuz almadıkları için fabrikayı gezemedim. Ararat için, hayatımda içtiğim en güzel konyak diyebilirim. Yumuşacık bir tat; adeta kaliteli bir şarap gibi, üzümün tadını, bukelerini ayrı ayrı hissediyorsunuz. Fabrika binasına girdiğinizde tüm binayı saran muhteşem bir konyak kokusu var. Bir içki fabrikasının neden bu denli turistik olabileceğini, bu kokuyu duyduktan sonra daha iyi anladım. 

17 Ağustos 2016
Sabah 11.00 civarı hostelden ayrıldım, Ağrı Dağı manzarası eşliğinde Ararat’a kadar geldim. Yolda, tanıdık gelen bazı yerleşim yeri tabelalarına rastladım. Bunlardan biri Ayntap, diğeri ise daha evvel Kars’a gittiğimde gördüğüm Ani Harabeleri tabelalarıydı. Gaziantep’in eski adının Ayıntap olması, bir dönem bu şehirde Ermeniler’in yaşaması, Ermenistan’daki Ayntap’la ortak bir yanı olup olmadığı düşüncesini aklıma getirdi. Bilmiyorum; belki de sadece isim benzerliğidir.

Ararat’ta kısa bir yemek molası verdikten sonra yola devam ettim. Ermenistan’la Türkiye’nin en yakın olduğu yerde cep telefonum çekmeye başladı. Bu vesile ile yakınlarımla da hasret gidermiş oldum. Ararat’tan 22 km sonra Yeraskh köyüne geldiğimde kendime kalacak yer aradım. Yolda karpuz tezgâhları vardı. Karpuzcularla sohbet ettim biraz. Bana kahve verdiler. Çadır kurmak istediğimi sordum. Şehrin dışında bir yerler tarif ettiler ama dedikleri yeri bulamadım. Bu sırada, başka bir karpuzcu, yolun yakınındaki ağaçlık yere çadır kurabileceğimi söyledi. Ağaçlık yerin de zeminini beğenmedim ve karpuzcunun minibüsünün arkasına çadırımı kurdum. Daha sonra karpuzcunun oğlu geldi ve hep beraber yemek yedik. Lavaş, tavuk, pilav ve tabii ki votka. Yemekten sonra çadırıma girmeden önce Ağrı Dağı’na doğru baktım. Dağın eteklerinde, Türk köylerinin ışıkları yanıyordu. Türkiye’ye bu kadar yakın olup da gidememek düşüncesi hüzünlendirdi beni.

18 Ağustos 2016
Sabah erkenden yola çıktım. yaklaşık 20 km’lik bir tırmanış vardı. Yokuşun sonundaki çeşmede şişelerimi doldurup yola devam ettim. Akşama doğru, Vayk’ın 10 km ilerisinde, henüz açılmamış bir otel gördüm. Otelin sahibi, bahçelerine çadır kurmama izin verdi. Çadırımı kurduktan sonra otelin sahibi ve ailesiyle yemek yedik. Sofrada adamın eşi, çocukları, babası ve başka akrabaları falan da vardı. Masaya shot bardakları konuldu, bardaklar dolduruldu… Benim yavaş içtiğimi gören birisi, tek seferde içmem gerektiğini söyledi. Geleneklere saygı duydum ve adamın dediğini yaptım. Bu sefer de, bardak boşaldıkça adam votkayı doldurdu, boşaldıkça doldurdu… Gürcistan’da sarhoş olmamıştım ama bu gece biraz oldum galiba. Gecenin sonunda, otel sahibiyle tavla oynayıp ayran içtiğimi hatırlıyorum. Sonrasında da güzel bir uyku… Fiziksel yorgunluğun üzerine, biraz da çakır keyif olduysan, çok güzel uyunuyor. Bisiklet yolculuklarının en sevdiğim taraflarından biri de bu uyku olayıdır.

(19 Ağustos 2016 Goris/Ermenistan)
“Bisikletle yapılan uzun seyahatlerde, her zaman yazmak çok kolay olmuyor. Uygun bir yer olacak, yorgun olmayacaksın, ertesi gün erken kalkman gerekmeyecek, şarj problemin olmayacak, kafan rahat olacak vs vs… Uzun lafın kısası; epeydir uygun bir ortam bulamadığımdan, yazma fırsatım da olmadı. Bugün fiziksel olarak yorgun olmama rağmen, o kadar keyifliyim ki yorgunluğumu hiç hissetmiyorum. Sadece sarı otları, tarlaları, kayaları, uzaktan da dağları gördüğüm, karşımdan esen şiddetli rüzgarın uğultusundan başka bir şey duymadığım, psikolojik olarak insanı yoran bir gün geçirdim bugün. Biri 2300 küsür metre, diğeri de 2100 küsür metre olan iki geçit de yanında hediyesi… Saat akşam yedi buçuk olmuş, güneş batmak üzere, iki bin metrelerdeyim, hala tırmanıyorum ve nerede kalacağım da belli değil. Tam “bu herhalde son yokuştur” dediğim anda bir yenisinin başladığı, rüzgârın da etkisiyle hızımın 5 km/saat hızlara düştüğü, sinir bozucu, insanı bezdirici bir gün, sonunda güzel bitti ve çok ucuza, çok güzel bir pansiyon bularak, 2016 seyahatimin ikinci bölümünü yazmaya başladım. 19 Ağustos 2016 tarihli Vayk-Goris arasına daha sonra tekrar değineceğim.” 
demiştim Gürcistan yazısının başında. Evet, dün geceki deliksiz uykunun sabahında, 2340 metre rakımda bulunan Vorotan Geçidi’ni tırmanmak üzere konakladığım yerden ayrıldım. 22 km boyunca, yaklaşık 1000 metre irtifa kazanıp, geçide geldim. Geçitte iki tane dev taş heykel var. Anıt ya da kapı gibi yapılar bunlar. Heykellerin birinin altında da bir çeşme ve meyve satan satıcılar vardı. İlaç gibi geldi bana burası. Elimi yüzümü yıkayıp, biraz da meyve yedikten sonra yola devam ettim. Hava sıcak ve rüzgârlıydı. Vorotan’dan yaklaşık 35 km sonra misafirhane gibi bir yerde mola verdim. İçeride İranlılar vardı. Kutlama falan yapıyorlardı galiba. Bir ara halay bile çektiler; hatta beni de halaya çağırdılar.

Misafirhaneden çıktığımda inanılmaz rüzgâr vardı. Yola devam edilecek gibi değildi. Misafirhanenin bahçesine çadır kurmak istedim ama henüz akşam olmamıştı ve sabaha kadar çok sıkılacağımı biliyordum. Yola devam etmeye karar verdim. Rüzgâr o kadar zorluyordu ki, 5 km/saat hızlarda gidebiliyordum. Bu koşullarda yaklaşık 15 kilomere daha pedal çevirdim ve 2100 küsür metre rakıma çıktım. Burası son yokuştu ama hava da kararmak üzereydi. Acilen konaklayacak bir yer bulmam gerekiyordu. Çeşmesi olan bir yalak gördüm uzaktan. Yakınlarına çadır kurabilirim diye düşündüm ama etraf hayvan pislikleriyle doluydu. Tetanos, tifo vs olmamak için burada çadır kurmaktan vazgeçtim ve tekrar yola çıktım. Yokuş aşağı Goris şehrine kadar kolayca gidebilirim diye düşündüm. 2100 metreden 1390 metrelere inecektim. Farımı, arka lambalarımı yaktım ve hızla Goris şehrine gittim. Yol üzerinde birkaç otele fiyat sordum. Otelleri ve fiyatlarını beğenmeyip, devam ettim. Şehir merkezinden geçtiğim sırada, bir binanın önüne toplanmış küçük çocuklar hello, hotel falan diye bağırıyorlardı. Otel dedikleri yer, bir pansiyonmuş. Çok güzel, sakin bir yerdi, fiyatı da uygundu. Hemen odama yerleştim, duşumu aldım ve yazımı yazmaya başladım.

Goris’te çocuklarla

20 Ağustos 2016
Sabah, pansiyondan ayrılıp Kapan şehrine doğru yola çıktım. Ermenistan’daki en keyif aldığım gündü. Önce 1400 metrelerden 700 küsür metrelere indim, sonra da 1700 metre rakıma çıktım. Goris Kapan arası, virajların bol olduğu, yeşil, asfaltı güzel bir yoldu. Kapan’a geldiğimde, toplamda 1440 metre irtifa kazanmışım.

Kapan, içinden dere geçen, yamaçlarında köhne blokların sıra sıra dizildiği, şehir merkezinde güzel taş binaların, parkların olduğu, yine 1970’leri, 80’leri yaşayan değişik, güzel bir şehir. Şehrin merkezindeki havuzlu parktaki kafede biraz oturdum, bir şeyler yedim, içtim. Bu sırada, kafeyi işletenlere kalacak yer aradığımı söyledim. Beni şehrin dışında bir pansiyona yönlendirdiler. Berbat bir yerdi, fiyatı da yüksekti. Pansiyon sahibi, o saatte yer bulamayacağımdan emindi ve ücrette indirim yapmadı. Ben de oradan vazgeçtim ve tekrar şehre geri döndüm. Birkaç otele sordum, sonunda havuzlu parkın çok yakınında ucuz, güzel bir otele yerleştim. Sabah, 2535 metre rakımdaki Meghri Geçidi’ni tırmanacaktım ve dinlenmem gerekiyordu. Bu oteli bulmam iyi olmuştu.

21 Ağustos 2016
Kapan, değişik bir şehirdi. Sabah erken kalkıp, şehirde biraz fotoğraf çektim. Sonra da Meghri Geçidi’ne doğru yola çıktım. Kajaran şehrine kadar düşük eğimli bir tırmanış vardı. Bu arayı hızlı gitmek istiyordum. Bu yüzden de kendime saat tutarak, daha önceki seyahatlerimde yaptığım gibi oyunlar oynadım. Şu kadar km/saat ortalamayı tutturursam, şu kadar süre mola vereceğim şeklinde oyunlardı. Kajaran’dan sonra asıl tırmanış ve virajlar başladı. Kajaran çıkışındaki yola asfalt döküyorlardı. Yol yapım çalışması olan yerlerde bisikleti elimle götürdüm. Geçidin yakınlarında bir çeşmede suluklarımı doldurdum. Bu arada, kuzgun olduğunu zannetiğim, çok büyük kuşlar uçuyordu havada. Bu hayvanlar ötmüyorlardı; anırır gibi, geğirir gibi kaba sesler çıkartıyorlardı. Tepemde sorti yapıyorlar, kendi aralarında kavga falan ediyorlardı. Saldırmasalar bari diye içimden geçirdim. Nihayet, geçide geldim, hatıra fotoğraflarımı çektim ve Meghri’ye doğru hızla indim. Kapan’dan beri, hiç düz yolda gitmeyerek, tam 1890 metre irtifa kazanmak güzel bir ödüldü benim için.

Meghri, yüksek tepelere kurulmuş, caddeleri dimdik yokuşlar olan, küçük bir şehirdi. O kadar dikti ki, bisikletimi bir yere yaslayıp fotoğraf çekemedim. Yokuşlardan inerken frenlerim ötüyordu ve insanlar bana bakıyorlardı. Kalacak bir yer bulduktan sonra tekrar gelir, fotoğraf çekerim diye düşündüm ama bulduğum pansiyon şehir merkezinden biraz uzaktaydı. Pansiyona yerleştikten sonra da tekrar gidemedim şehre. Bu güzel şehrin fotoğraflarını çekmediğim için üzgünüm.

Şehrin Kapan yolu girişinde, uygun fiyatlı bir pansiyon buldum. Pansiyonun sahibi, aynı zamanda da kaynak ustasıymış. Bisikletimin bagajında kırılan bir yer vardı. Hazır, ustasını bulmuşken, adamdan kırık yeri kaynatmasını rica ettim. O da sağ olsun kırmadı beni. Pansiyoncu ve oğulları, İran sınırındaki Agarak’a gideceklerini söylediler. Beni de çağırdılar. Beraber Agarak’a benzin almaya gittik. Yolda giderken, İran tarafını gösterdiler bana. İran’la Ermenistan, Aras Nehri boyunca tellerle ayrılmış. Sabah, bu yoldan geçeceğim için heyecanlandım.

22 Ağustos 2016
Ermenistan’daki son günüm… Pansiyondan ayrıldıktan sonra, alışveriş yapmak için Agarak’a gittim. Peynir, konserve balık, bolca su, lavaş vs alıp İran sınırına doğru ilerledim. Markette ödemeyi banka kartıyla yapmak istedim ama kart kabul etmediklerini söylediler. Mecburen, bankaların birinin atm’sinden para çekmek zorunda kaldım. Ermenistan’da marketlerden kartla alışveriş yapmak biraz zor. Her market bankamatik kartlarını kabul etmiyor. Atm’lerden para çekilebiliyor ama yurt dışında olduğunuz için faiz ödüyorsunuz. Bunu da belirtmek istedim.

Ermenistan’da çok keyifli bir on gün geçirdim. Hem dağlık coğrafyası hem Sovyetler Birliği döneminden kalma havası çok etkiledi beni. Caddelerde sıklıkla rastladığım Gaz Volga otomobilleriyle, Kamaz kamyonlarıyla, Sovyet ekolü blok apartmanlarıyla ve Sovyet mimarisiyle, bir zaman tünelinde hissediyor insan kendini. Bu arada, Ermeniler oldukça misafirperverler. Maddi durumları iyi olmasa bile, tavuğunu, pilavını, ekmeğini, votkasını sizinle paylaşabilen, yardımsever ve güzel insanlar… Hepsini sevgiyle selamlıyorum buradan.

 

Seyahat verileri:

14.08.2016
Gyumri-Yerevan (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 129,87 km
Toplam tırmanış: 1135 m

17.08.2016
Yerevan-Yeraskh (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 83,92 km
Toplam tırmanış: 220 m

18.08.2016
Yeraskh-Vayk (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 82,61 km
Toplam tırmanış: 1575 m

19.08.2016
Vayk-Goris (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 92,56 km
Toplam tırmanış: 1770 m

20.08.2016
Goris-Kapan (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 70,32 km
Toplam tırmanış: 1440 m

21.08.2016
Kapan-Meghri (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 76,99 km
Toplam tırmanış: 1890 m

22.08.2016 Meghri-Julfa(İran) (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 82,33 km
Toplam tırmanış: 820 m

Gyumri-Julfa toplam mesafe: 618,6 km
Gyumri-Julfa toplam tırmanış: 8850 m

Reklamlar

2016 seyahati 3. Bölüm Ermenistan (Gyrumri – Yerevan – Meghri)” üzerine 3 düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s