2016 seyahati 2. Bölüm (Batum-Gyumri)

Neredeyse bir yıldır yazı paylaşmamışım. Kendimce sebeplerim vardır diye düşünüyorum. Sevdiğimiz şeyleri her zaman aynı şevkle yapamıyoruz galiba… En son Batum’a gelmiştim ve Goderdzi Geçidi’ni geçmek üzere Batum’dan ayrılmak üzereydim. Hikayeye buradan devam edeceğim elbette ama bu sefer bir değişiklik yaparak, geçen sene yolda yazmaya başlayıp tamamlayamadığım hikayelerden flashback’ler de ekleyeceğim.

(19 Ağustos 2016 Goris/Ermenistan)
“Bisikletle yapılan uzun seyahatlerde, her zaman yazmak çok kolay olmuyor. Uygun bir yer olacak, yorgun olmayacaksın, ertesi gün erken kalkman gerekmeyecek, şarj problemin olmayacak, kafan rahat olacak vs vs… Uzun lafın kısası; epeydir uygun bir ortam bulamadığımdan, yazma fırsatım da olmadı. Bugün fiziksel olarak yorgun olmama rağmen, o kadar keyifliyim ki yorgunluğumu hiç hissetmiyorum. Sadece sarı otları, tarlaları, kayaları, uzaktan da dağları gördüğüm, karşımdan esen şiddetli rüzgarın uğultusundan başka bir şey duymadığım, psikolojik olarak insanı yoran bir gün geçirdim bugün. Biri 2300 küsür metre, diğeri de 2100 küsür metre olan iki geçit de yanında hediyesi… Saat akşam yedi buçuk olmuş, güneş batmak üzere, iki bin metrelerdeyim, hala tırmanıyorum ve nerede kalacağım da belli değil. Tam “bu herhalde son yokuştur” dediğim anda bir yenisinin başladığı, rüzgârın da etkisiyle hızımın 5 km/saat hızlara düştüğü, sinir bozucu, insanı bezdirici bir gün, sonunda güzel bitti ve çok ucuza, çok güzel bir pansiyon bularak, 2016 seyahatimin ikinci bölümünü yazmaya başladım. 19 Ağustos 2016 tarihli Vayk-Goris arasına daha sonra tekrar değineceğim.”

(8 Eylül 2016 Şiraz/İran)
“En son Batum’daydım… Batum’dan İran sınırına kadar gitmeyi düşündüğüm güzergâhın detaylarını bilgisayarımda hazırlayıp kendime mail attım. Daha sonra, Jpeg formatında olan bu notları Ipod’uma indirdim. Akıllı telefonum ve internetim olmadığı için bu şekilde bir yöntem geliştirdim. Kağıt haritadan çok daha kullanışlı bir yöntem bu. Gideceğim yerlerin tüm topoğrafyasını bilerek yolda olmak, ne zaman nerede olacağım konusunda bana bilgi veriyor.

Planım, Goderdzi Geçidi’nden geçerek Akhaltsikhe(Ahıska) şehrine geçmek, oradan da Akhalkalaki üzeriden Gümrü’ye giderek Ermenistan’a giriş yapmaktı. Batum, deniz seviyesindeydi ve Goderdzi Geçidi, bu seviyeden 2025 metre yüksekteydi. 8 Ağustos’ta, öğlene doğru Batum’dan ayrıldım. Çoruh Nehri’ni takip ederek Akhaltsikhe yönüne doğru ilerlemeye başladım. Başlarda kasisler ve inek pislikleri olmasına rağmen, yolun ilk 65 kilometresi çok güzeldi. Altmış beşinci kilometreden sonra yol bozulmaya başladı. O akşam, Khulo’ya varmadan birkaç kilomete öncesindeki Alme köyüne geldim. Bir ağacın altındaki bankta, üç genç bira içip sohbet ediyordu. Aralarından Giga, çok güzel Türkçe konuşuyordu ve beni evine davet etti. O gece Giga’nın evinde kaldım. Güzel muhabbeti ve dostluğu için Giga’ya buradan teşekkür etmek istiyorum.

Can & Giga

Ertesi sabah Alme’den ayrıldım, yokuşu çıkıp, birkaç kilometre ilerideki Khulo’ya geldim. Khulo’da bir hırdavatçıyla ayak üstü sohbet ettik. Daha sonra, bisikleti dükkana koyduk ve hırdavatçı bana haçapuri ısmarladı. Haçapuriyi yedikten sonra Goderdzi’ye doğru yola koyuldum. Khulo’nun hemen çıkışında, yol tamamen bozuldu. Bisikletim hasar görmesin diye oldukça yavaş sürmeye gayret ediyordum. Bir ara, kazara güzel bir asfalt yola sapmışım; 100 metre yokuş tırmandıktan sonra, arkamdan gelen arabadakilerin uyarısıyla tekrar indim o kötü yola. Berbat, taşlı bir yoldu bu yol; yokuş inmek, çıkmaktan daha zordu. Yol kötüydü ama diğer taraftan da manzara harikaydı.

Khulo001

Khulo

Khulo

Geçide geldiğimde, sadece 35 kilometre yol yapmıştım ancak, bu kısa mesafeyi 6 saat 45 dakikada alabilmiştim. Az önce de belirttiğim gibi; yolun inişi, çıkışından daha zordu ve 2025 metrelik geçitten inme vakti gelmişti. Yol; kesiklerle, oyuklarla, su birikintileriyle doluydu. Su birikintilerinde inek pislikleri vardı. Bir taraftan fren sıkarken, diğer taraftan da hayvan pisliklerini üzerime sıçratmamaya çalışıyordum. Bir ara, yola akan küçük bir şelalenin doldurduğu su birikintisinden geçtim. Ayağımın tekini suya sokmak zorunda kaldım. Bu şekilde, yaklaşık bir 10 kilometre daha gidip; yeni biçilmiş, zemini düzgün bir tarlaya çadırımı kurdum.

 

Güzel bir uykunun sabahında, eşyalarımı toplayıp Akhaltsikhe’ye (Ahıska) doğru yola çıktım. Önceki gece, yolun ne zaman düzeleceğini sorduğumda, 4 kilometremin daha olduğunu öğrenmiştim. Çoğu gitti, azı kaldı diye sevindiysem de bu 4 kilometrenin sonunu görmek oldukça vaktimi aldı. 4 olmasa da 5-6 kilometre sonra yol düzeldi ve 30 km/saat hızların üzerine çıkıverdim hemen. Kısa bir süre sonra yol yine bozuldu. O kadar bozuldu ki, bisikleti ara sıra elimle götürmek zorunda kaldım. Yolda çalışma varmış; yaklaşık 4 kilometre de yol çalışmasında bozulan yolda ilerledim. Sonunda, Akhaltsikhe-Goderdzi-Türkiye sınırı yol ayrımına geldim. Türkiye’ye çok yakındım; Akhaltsikhe’nin ters istikametine gidersem, kısa bir süre sonra Türkiye’ye girebilirdim tekrar. Bu arada, durum bilgisi de vereyim. Şu anda, İran’ın Şiraz şehrindeyim. Hotel Persepols’in lobisinde, yaklaşık 2 saat sonra İsfahan’a gidecek olan otobüsümün kalkmasını beklerken bunları yazıyorum. Resepsiyonistten rica ettim; birkaç saat lobide oturmama izin verdi sağ olsun. Lenslerim kurumuş, gözlerimi kaşındırıyordu. Gözlerimi de dinlendiriyorum bu süre içinde.

 

Evet, nerede kalmıştık? Akhaltsikhe… Akhaltsikhe’de biraz gezinip, biraz da fotoğraf çektikten sonra yola devam ettim. Aspinidza’yı geçtikten sonra kayalara inşa edilmiş, Sümela Manastırı’na benzer bir yer gördüm. Daha sonra adının Khertvisi Kalesi olduğunu öğrendiğim yerin yakınlarında bir düzlüğe çadırımı kurdum.

 

Sabah, Akhalkalaki’ye gitmek üzere hazırlandım ve yola çıktım. Yaklaşık 30 kilometre sonra Akhalkalaki tabelasına geldim. Tabela önünde fotoğraf çektikten sonra bisikletime bindim ve bu sırada ön aktarıcının telinin koptuğunu fark ettim. Aynakol küçük dişlideyken, rublenin ilk 4-5 dişlisini kullanarak şehir merkezine kadar gittim. Şehrin gelişmemiş ve fakir bir görüntüsü vardı. İnsanlar beni durdurup bisikletimin kaç para ettiğini soruyorlardı. Çok ucuz olduğunu söylediysem de bana inanmış gözlerle bakmıyorlardı. Çat pat Rusça’yla nasıl anlatabilirdim ki bu bisikleti hurdacıdan aldığımı? Şehirde bisiklet tamircisi aradım. Sora sora, pazarda bir bisiklet satıcısı olduğunu öğrendim. Dedikleri yere gittim ve dükkandakilerle sorunu çözmeye çalıştık. Adamlardan biri bana fren teli verdi. Tabii ki tel ve topuzu kalın geldi. Tel idare ederdi ama topuzu eğeyle törpülemek gerekiyordu. Topuzu törpülerken, bisiklet tamircisi olduğunu anladığım bir genç, elinde vites teliyle yanıma geliverdi. Hemen teli taktık ve vites ayarını yaptık. Bisikletle bir iki tur attım; çok güzel olmuştu, hiçbir sorun yoktu. Bir tane de yedek aldım ve yola devam ettim. Şehirde gezinirken, biri Alman, diğeri İspanyol iki bisikletli gezgine rastladım. Çok kafa dengi, sıcak insanlardı. Tiflis’e gidiyorlarmış. Belli bir yere kadar aynı yoldan gidecektik; o yüzden beraber gidelim dedik. Önce bir yerde oturduk, haçapuri yedik, bira içtik. Daha sonra alışveriş yapıp yola devam ettik. Alman bisikletçi Jakob, bir dere kenarı gösterdi ve oraya kamp yapmaya karar verdik.”

 

Hikayenin en eğlenceli yerinde kalmışım… Jakob’un gösterdiği dere kenarına gitmek için asfalt yoldan patikaya sapıp, yaklaşık 2 kilometre inmemiz gerekti. Dere kenarına geldik, çadırlarımızı kurduk, yemek hazırlıklarına başladık. Jakob, dereden su alıp su arıtma cihazıyla suyu temizlemeye çalıştı ama cihaz tıkandı. Suyumuz yetersiz olduğundan birimizin şehre gidip su alması gerekiyordu. Ben gitmeye karar verdim, pet şişeleri alıp yola çıktım. Akhalkalaki’ye varmadan, bir benzinlikte şişeleri doldurdum ve kamp yaptığımız yere doğru hareket ettim. Gökyüzünde siyah bulutlar vardı. Uzakta da yağmur yağıyordu; serinliğini yüzümde hissediyordum. 1800 metrelerdeydik ve havanın görüntüsünden sert bir gece geçireceğimiz çok belliydi. Hava kararmadan dere kenarına varmak istediğimden olanca gücümle pedallara asılıyordum. Bir ara şişeler yola düştü. Şişeleri almak için durduğum sırada yanıma bir araba geldi ve arabadakilerden biri Jakob’la Ernest’in yanına gittiklerini, beni ve bisikleti arabaya alabileceklerini söyledi. Adamlara güvenmediğim için arabaya binmedim ama şişeleri adamlara verdim. Adamlar oraya gidiyorlarsa, yükten kurtulmuş olacaktım. Gitmiyorlarsa da sabaha kadar elimizdeki suyla idare edecektik bir şekilde. Neyse… Dere kenarına indiğimde bir de ne göreyim? Benim arkadaşlarla arabadaki Gürcüler, çilingiri kurmuşlar, muhabbete başlamışlar çoktan. Votkalar, biralar içiliyor, sucuk kesilmiş, fonda rock müzik çalıyor. Güzel bir ortamdı yani… Adamlar demiryolu inşaatında çalışan işçilermiş. Pink Floyd, Dire Straits, Chris Rea falan dinliyorlardı. Jakob’la Ernest votkayı biraz fazla kaçırdılar. Kontrolümü kaybetmemek için sarhoş olacak kadar içmedim ben. İyi de etmişim. Gürcüler çok içtiler ama… Yavaştan yağmur atıştırmaya başladı, Gürcüler’le vedalaştık ve çadırlara girdik. Ernest’le Jakob çoktan uyumuştu, bense adamların oradan uzaklaşmalarını bekliyordum. Bu arada, yağmur şiddetini arttırdı. Dışarıdan sesler geliyordu; adamların arabası çalışmamış anlaşılan. Bi’ el atayım, bi’ de adamların durumuna bakayım diye yardım etme bahanesiyle çadırdan çıktım. Arabayı itip vurdurmaya çalıştık birkaç kere ama olmadı. Başka arkadaşları geldi adamların. Onlar da acayip sarhoştular; başka bi’ yerde içmişler. Çürük bir halatla iki arabayı bağlayıp çekmeye çalıştılar. Olmadı. Halat defalarca koptu. Arabayı bir kere daha vurdurmaya çalıştılar, bu sefer araba çadırların yanına kadar geldi. Az daha gitse, belki araba çadırlara girecek, arkadaşlara zarar verecekti. Adamlar, yağmur geçene kadar arabada uyumaya karar verdiler. Diğer arkadaşları da gidince biraz rahatladım ve çadıra girdim. Tam stres bitti diyordum ki bu sefer de yağmur ve fırtına iyiden iyiye gemi azıya aldı. Kaçkarlarda nice yağmurlar görmüştüm ama böylesi daha evvel başıma hiç gelmemişti. Bugüne kadar su almamış çadırım o gece su almaya başladı. Gecenin üçüne kadar çadıra giren suyu tişörtlere emdirip dışarıya sıkmakla uğraştım. Çadırın tavanı, fırtınanın şiddetinden neredeyse yatar vaziyetteyken burnuma değiyordu. Neyse ki gece üçten sonra hava biraz duruldu da ben de uyuyabildim.

Sabah güzel bir kahvaltı yaptık. Gece olanları Jakob’la Ernest’e anlattım. Adamların gürültüsünü duymamışlar ama fırtınayı ve yağmuru onlar da hissetmişler. İyi içmişler anlaşılan… Eşyalarımızı topladık ve yola koyulduk. Ben Ermenistan’ın Gyumri (Gümrü) şehrine gidecektim, onlar da Tiflis’e gideceklerdi. Ninotsminda’ya kadar beraber geldik, sonrasında Tiflis yol ayrımında vedalaştık. Jakob ve Ernest; bir daha görüşmek dileğiyle…

Ninotsminda’dan yaklaşık 25 kilometre daha devam edip Ermenistan sınırına girdim. Ermenistan’la Türkiye arasındaki sorunlardan dolayı sınıra girmeden önce tedirgindim. Daha önce sınır polisini birkaç kere arayıp teyit etmiştim ama yine de ters bir durum olmasından çekiniyordum. Sınırdaki gümrük memuru, kibar bir şekilde, Türkçe “Hoşgeldiniz” deyince rahatladım. Merhaba, nasılsın, arkadaş, kardeş gibi Türkçe başka kelimeler de söyledi memur. Şaşırmakla beraber çok da mutlu olmuştum. Beni mutlu eden, adamın Türkçe kelimeler biliyor olması değildi, geçmişte yaşanmış üzücü olaylardan dolayı tanımadığı birini suçlamaması, yargılamaması, bir şeyleri ima etmemesi, genel olarak pozitif oluşu mutlu etmişti beni. Diğer işlemler için başka bir polisle yönlendirdi beni adam. Bu polis de birkaç Türkçe kelime biliyordu. Onunla da biraz Türkçe, biraz Rusça konuşarak geri kalan işlemlerimi hallettim ve Gümrü’ye doğru yola devam ettim. Türkiye Ermenistan sınırı kapalı olduğu için, Ermenistan’a ya Gürcistan’dan ya da İran’dan giriş yapılabiliyor. Tam hatırlamıyorum ama 6-7$ gibi bir giriş ücreti ödedim. 

Seyahat verileri:

08.08.2016 (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 84.68 km
Toplam tırmanış: 1135 m

09.08.2016 (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 48.26 km
Toplam tırmanış: 1625 m

10.08.2016 (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 91.43 km
Toplam tırmanış: 795 m

11.08.2016 (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 33.63 km
Toplam tırmanış: 695 m

12.08.2016 (Harita için tıklayın)
Toplam mesafe: 83.39 km
Toplam tırmanış: 840 m

Batum-Gyumri toplam mesafe: 341.39 km
Batum-Gyumri toplam tırmanış: 5090 m

Reklamlar

2016 seyahati 2. Bölüm (Batum-Gyumri)” üzerine 4 düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s