Bratislava

Sekizinci bölümden devam…

10.07.2015

Dünkü yol yorgunluğu ve gece içtiğim iki şişe biranın etkisiyle, çadırımda öyle güzel, deliksiz bir uyku uyumuşum ki, sabah uyandığımda enerjim ve keyfim yerindeydi. Akan derenin, kuşların, böceklerin, yabani hayvanların sesleri eşliğinde uyumak gibisi var mı?

Kimle Cvika Camping

Kimle Cvika Camping

Çadırımı topladım ve saat on bire çeyrek kala kamp yerinden ayrıldım. Sıkıcı başlayıp, hareketli devam eden Macaristan maceram birkaç saat sonra bitecekti. Hava güneşliydi ancak, iki üç gündür yerimden kımıldamamı istemeyen rüzgâr, “Macaristan’dan gitme” dercesine, karşımdan esmeye de devam ediyordu. Sabah kahvaltı yapmadığımdan, yolumun üzerindeki ilk yerleşim yeri olan Masonmagyarovar’da mola verip, bir fırından poaça, börek vs benzeri hamur işi şeyler aldım. Cebimde taşıdığım sallama çayı içmek için de kasadaki kadından bir bardak sıcak su rica ettim. Sıcak su yokmuş… Bu arada, dükkana kadının kocası geldi. Adam Arnavut’muş ve de güzel İngilizce konuşuyordu. Önce o da sıcak su olmadığını söyledi ama, Türk olduğumu öğrenince, ne yapıp edip bir yerlerden sıcak su bulup getirdi bana. Çay olmadan poaça, börek, kurabiye vs yiyemiyorum; yavan geliyor, tat alamıyorum, anlamsız geliyor bu yiyecekler. İlk yurt dışı deneyimimde, çay bulamadığım için neredeyse depresyona giriyordum. Dükkan sahibine Arnavutça teşekkür ettim, kahvaltımı yaptım ve yola devam ettim.

Masonmagyarovar

Masonmagyarovar

Yol üzerinde, Slovakya sınırı yakınlarındaki afyon tarlaları dışında görülecek bir manzara yoktu. Macaristan ve Slovakya arasındaki, şimdilerde kullanılmayan eski, terk edilmiş gümrük kontrol binasından geçip, Slovakya’ya ikinci kez girmiş oldum. Yaklaşık 10 kilometre sonra, önüme çıkan kavşaktan, şehir merkezine gitme düşüncesiyle sola döndüm. Nedenini bilmiyorum ama, daha evvel görmediğim bir şehre ilk kez geldiğimde, kavşaklarda hiç düşünmeden, o anda karar verdiğim bir yöne sapıyorum ve şehir merkezini buluyorum. Burada da böyle oldu ve döndükten sonra yolda centrum yazan tabelaları görünce, yine hislerimde yanılmadığımı fark ettim. Bulgaristan ve Gürcistan’da görmeye alıştığım Sovyet tipi blok apartmanlardan, üzerinde bulunduğum bu çevre yolunun yakınlarında çokça vardı. Blokların yanı sıra, önceden Türkiye’ya has bir mimari anlayış olduğunu zannetiğim, mavi camlı, çirkin postmodern apartmanlarla, iş merkezleri ve plazalar da dikkatimi çekti. Bir anda kendimi Maslak Büyükdere Caddesi’nde ya da Ankara’daki Konya yolunda gidiyormuşum gibi hissettim; ümitsizliğe kapılmadan pedal çevirmeye devam ettim.

Afyon tarlası

Afyon tarlası

Afyon tarlası

Afyon tarlası

Macaristan Slovakya sınırındaki kullanılmayan gümrük binası.

Macaristan Slovakya sınırındaki kullanılmayan gümrük binası.

Slovakya sınırı

Slovakya sınırı

‘Ankara’yla hasretimizi giderdik, bu kadar yeter artık’ dediğim anda, uzaktan ufo benzeri, kule gibi bir yapı gözüme takıldı. Biraz daha yaklaştıkça, bu yapının, daha sonradan isminin Most SNP (Slovak Ulusunun Başkaldırısı) olduğunu öğrendiğim, Tuna Nehri’nin iki yakasını bağlayan köprülerden birinin üzerindeki döner restoran olduğunu gördüm. Most SNP’ye gelmeden hemen sağda, Ankara’daki Antares AVM’nin bir benzerinin üzerinde Unicredit tabelasını görünce, köprüye girmedim ve para çekmek için AVM’ye yöneldim. Gördüğüm tabela, Unicredit’in reklam panosuymuş meğerse… Para çekemeyince, AVM’den kaçarcasına uzaklaştım ve Most SNP’ye yoncadan giriş yaptım.

DCIM100GOPRO

Most SNP (Most Slovenského národného povstania)

Köprünün diğer tarafına geçtiğimde, Bratislava Kalesi’ni, Sibiu’daki şatoları ve eski evleri andıran güzel binaları görünce, keyfim yerine geldi. Köprü bittikten hemen sonra, sağdaki kilisenin yanındaki Arnavut kaldırımlı yola saparak, tesadüfen şehrin tarihi merkezinde buluverdim kendimi. İşte, hayal ettiğim Bratislava böyle bir şehirdi. Klasik dokusu bozulmamış, bir Avrupa kentinde olması gibiydi her şey. Renkli, şirin evler, Arnavut kaldırımı sokaklar, neşeli meydanlar, caddelerde müzik yapanlar, bronz sokak heykelleri, dışarıda oturan insanlar, hediyelik eşya satılan tezgahlar… Maslak ve Konya yolu benzetmelerini yaptığım paragraflardaki şehirleşmeyi ya da gelişmeyi, bir Avrupa kentine yakıştıramamıştım. Çevre yolu kısmı tanıdık olsa da, en azından şehrin bu bölümüne dokunulmamış olması güzeldi.

4

Bratislava

1

Bratislava

 

5

Bratislava

Karnım çok acıkmıştı… Şehrin en bilindik meydanı olan Hlavne Namestie‘ye çıkan sokaklardan birinde, meşhur Cumil heykelinin karşısında bir pizzacı buldum. Hemen dışarıdaki boş masalardan birine oturdum ve pizzamı söyledim. Pizzamı beklerken, bir taraftan da kanalizasyondan kafasını çıkartıp, etrafı izleyen adam heykelinin başına tünemeye çalışan, selfieler çeken ve bana modası geçmeyecek olan tek şeyin klişe olduğunu gösteren insanları izledim. Karnımı doyurduktan sonra, şehirde gezmeye devam ettim. Esztergom Bazilikası’nda, Hans adında, Alman bir bisikletli gezginle tanışmıştım. Bir meydanda fotoğraf çekerken, tesadüfen Hans’la karşılaştım.

Hans

Hans’la beraber…

Transfagaraşan’ı geçtiğim sırada eldiven kullanmadığım için ellerim çok üşümüştü. Haftaya geçmeyi planladığım Großglockner geçidinde aynı durum olmasın diye, şehri gezerken, spor malzemeleri satan mağazalara da uğradım. Bulduğum ucuz eldivenlerin fiyatları 10-20 Euro arasında değişiyordu ama bunlar elimi koruyacak türden malzemeler değildi. Gore-tex’lere, Thinsulate’lere, marka eldivenlere ise hiç girmiyorum; hepsi çok pahalıydı ve tabii ki almadım. Tedbir olsun diye en kötü ihtimal, polar eşofmanımın kumaşından ve yanımda taşıdığım deri parçalardan bir çift eldiven dikerim, plastik torbayla da izolasyonunu yapar, Großglockner’i sorunsuz geçerim diye düşünerek, eldiven almaktan vazgeçtim.

Bratislava

Bratislava

Akşam, arkadaşım Kristina’yla buluşmak üzere, Eurovea Galleria isimli alışveriş merkezine gittim. Eski şehir merkezinden Eurovea’ya gidene kadar epey bir engebeden, kaldırımlara kurulmuş iskelelerden geçmek zorunda kaldım. Eski şehir merkezi dışındaki sokak ve caddelerin çoğunda onarım çalışmaları vardı. Sonradan öğrendim ki bu çalışmalar iki yıldır devam ediyormuş.

Kristina beni, müşterilerine geleneksel yöntemlerle imal ettikleri biralarını sunan, Starosloviensky Pivovar adlı mekana götürdü. Oturduğumuz yerin arka odasında bira imal ediyorlardı ve mekanın içi taze bira kokuyordu. Bir ara merak ettim, içeri gidip nasıl bira yaptıklarını izledim. Buğday birası yapıyorlar; kıvamlı ve oldukça da lezzetli bir bira.

Genel olarak Bratislava’yı çok beğendim. Hatta şehir merkezini, Galya köyüne, Avm’leri, plazaları, çirkin yapılaşmayı da Romalı lejyonerlere benzettim. Vahşi kapitalizm, koç başıyla şehrin kapısına dayansa da, şehir merkezinin tarihi dokusunu korumuş olması, takdir edilmesi ve örnek alınması gereken bir şey.

Bratislava

Bratislava

Bratislava

Bratislava

 

Güzergâh: Kimle – Bratislava (Harita için tıklayın)
Mesafe: 48 km

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s