Oradea, Szolnok, Budapeşte

Altıncı bölümden devam…

04.07.2015

4 Temmuz sabahı, saat 10 civarında Oradea’dan ayrıldım. Oradea’ya 12 kilometre uzaktaki Borş sınır kapısından Macaristan’a giriş yaptım. Romanya’dayken, Macaristan hakkında olumlu, güzel şeyler duyduğumdan ve daha önce bu ülkeyi görmediğimden, biraz heyecanlıydım. Macaristan’ın her yerinde düzgün bisiklet yollarının olduğunu söylemişti bana birçok kişi.

DSC07539

Macaristan sınırı

Sınırdan geçtikten kısa bir süre sonra, yolun solunda bir bisiklet yolu gördüm ve buradan gitmeye başladım. Gerçekten de çok düzgün bir yoldu ama bir müddet sonra keyfim kaçmaya başladı. Bisiklet yolu ile normal yol arasında kot farkı vardı ve üzerinde bulunduğum yol, motorlu taşıtların gittiği yoldan daha aşağıdaydı. Bisiklet yolunda giderken, sağımdan geçen araçların tekerlerini, kamyonların dönen şaftlarını vs görüyordum. Düzelir diye düşünerek fazla umursamadım ilk başlarda ama pek düzelecek gibi de görünmüyordu. Solumda bitmek bilmeyen bir ayçiçeği tarlası, sağımda motorlu araçların alt takımları; bir süre bu şekilde devam ettim. Sonra, bir anda pat diye kesiliverdi bisiklet yolu. Ben de yoldan çıkmak için vesile arıyordum zaten. Kendimi çok yalnız ve mutsuz hissetmiştim bu yolda çünkü… Neyse; bir şerit gidiş, bir de gelişi olan, adına otoyol dedikleri, sık sık karşıma çıkan tabelalardaki bisiklet, at arabası ve traktör girmesinin yasak olduğunu belirten işaretlerin beni dışlamaya çalıştığı yolda, polis tarafından ilk uyarımı alana kadar ilerledim. Polisler, otoyolda gitmemem gerektiğini, bisiklet yolunu kullanmamı söylediler. Ben de bisiklet yolunun devamlı olmadığını ve sık sık kesildiğini anlatmaya çalıştım ama adamlar İngilizce bilmediklerinden beni anlamadılar. Benimle iletişim kuramayacaklarını anlayınca da fazla uğraşmadılar ve “dikkat et” gibi şeyler söyleyip yanımdan ayrıldılar.

DSC07541

Fotoğraf güzel gibi görünebilir ama 40 C°’de, bu yolda, yalnız, saatlerce gitmek hiç de keyifli değildi.

DSC07542

Ucu bucağı görünmeyen ayçiçeği tarlaları.

Coğrafi olarak düz; yokuşu, eğimi, virajı olmayan bu çöl gibi bölgeden bir an evvel kurtulurum ümidiyle pedal çeviriyordum adeta. Geçen seneki Ankara Konya yolculuğum aklıma geldi; 260 kilometrelik o renksiz yolda bile bu kadar sıkılmamıştım. Etrafta hiçbir şey yoktu; köy, kasaba, en ufak bir yerleşim yeri bile…

Mola vermek için bir benzin istasyonuna girdim daha sonra. İstasyonda şifresiz wifi olduğunu görünce, internete de bakayım dedim. Bir de ne göreyim? Twitter hesabım hacklenmiş, tarafımdan saçma sapan mesajlar yayınlanmış, istemediğim, tanımadığım kişiler arkadaş listeme eklenmiş… Bu arada, benzin istasyonunu ofisi olarak kullanan bir fahişe de tebelleş oldu başıma. Kadından yakayı kurtarmak için gidiyormuş gibi yaptım. Derken, uzaktan kompresörü gördüm ve “gelmişken lastiklere hava basayım bari” deyip, kompresörün yanına gittim. O kadar bunalmıştım ki kendi pompamla bile hava basmaya mecalim yoktu. Hortumun ucunu lastiğin sibobuna takınca, ucun içindeki çıkıntı büyük geldi ve arka lastiğim tamamen indi. İstemeye istemeye el pompamla inen lastiğe hava basmaya başladım. Bu arada, fahişe yanıma geldi, bana Almanca bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Git dedim, gitmedi, istemediğimi söyledim, kadını ikna edemedim. Hava sıcak, neredeyse kırk derece; lastiğe hava mı basayım, kadına laf mı yetiştireyim, Twitter’ım hacklenmiş, ona mı yanayım… Neyse, zar zor lastiğe hava bastım ve kaçar şekilde oradan uzaklaştım.

DSC07543

Szolnok yolu – Macaristan

DSC07544

Szolnok yolunda gördüğüm birkaç güzel manzaradan biri.

Bu yol, uluslararası ulaşımın sağlandığı, özellikle de ağır vasıtaların geçtiği bir yol olmasına rağmen iki şeritli. Doğal olarak, bu kadar çok araç için iki şerit yeterli değil ve asfalt deforme olmuş. Arkamdan tırlar, kamyonlar hızla geçerken, ağır araçların yola uyguladığı basınçtan dolayı kenarlarda oluşan dalga şeklindeki bombelerden de atlamak zorunda kalıyordum. Bu sevimsiz yolda, yaklaşık 150 kilometre pedal çevirerek Szolnok şehrine kadar geldim. Şehre girmeden önce bir akaryakıt istasyonunda durup, internetten ucuz otellere baktığım sırada, motosikletle seyahat eden bir Rumen çifte rastladım. Romanya’dan birilerini görünce memleketlimi görmüş gibi oldum, sevindim. Motosikleti kullanan adam, Budapeşte dışında Macaristan’da görülecek bir yerin olmadığını, hatta ülke tamamının çok sıkıcı olduğunu söyledi.

DSC07545

Szolnok

DSC07547

Tiszavirág hid – Szolnok

Güzergâh: Oradea – Szolnok (Harita için tıklayın)
Mesafe: 158 km

Moralim bozuk olduğundan çadır kurmak istemedim. Şehrin girişinde, Tisza nehrinin yanında, birçok otelin ve bir kamping yerinin olduğu büyük, ağaçlık bir park vardı. Uygun fiyatlı bir otel bulup otele yerleştim. Resepsiyondaki görevli, bir gecelik kahvaltı dahil oda fiyatının 6000 Forint olduğunu söyledi. Adama ısrarla, kahvaltının bu fiyata dahil olup olmadığını sordum. Adam da fiyata kahvaltının dahil olduğunu tekrarladı.

Fiyatta anlaştıktan ve otele yerleştikten sonra şehir merkezine gittim. Şehirde festival gibi bir şey vardı şansıma. Festivallerin olduğu yerlerde ucuz yiyecek, alkol ve eğlence vardır. Karnım çok acıkmıştı; önden bir hotdog yedim. Kesmedi, bir tane daha yedim, o da kesmedi, bir tane de “langoş” aldım. Langoş, bizdeki pişiye benziyor; üzerine sarımsak sosu, “sour cream” ve kaşkaval rendesi konuluyor. Ortam kalabalık ve keyifliydi; konserler, dj’ler, dans edenler… Kötü başlayan Macaristan maceram burada son mu bulacaktı acaba?

5 Temmuz 2015 sabahı, otelde kahvaltımı yaptıktan sonra hesabı ödemek için resepsiyona gittim. Dün geceki adam yerine, otelin sahibi olan kadın vardı resepsiyonda. Yarım yamalak bir İngilizce’yle,
“Ücretiniz 7200 Forint” dedi. Ben de
“Hayır, dün gece 6000 Forint diye konuştuk” dedim. Kadın da
“1200 Forint kahvaltı ücreti” dedi.
“Resepsiyonda çalışan adam, bana bu fiyata kahvaltının da dahil olduğunu söylemişti ama” dedim. Kadın,
“Doğrudur, İngilizcesi yeterli değil onun” dedi.
“Beni ilgilendirmez, İngilizce bilen birini koysaydınız o zaman resepsiyona. 6000 Forint’ten daha fazla veremem.” deyince kıyamet koptu. Vay, siz Türkler böylesiniz de, hepiniz aynısız da… O sırada, kadının annesi geldi, polis çağıracağını söyledi. Ben de
“Bana ve ülkeme hakaret ettiniz, asıl ben polis çağırıyorum” dedim. Bu arada, otelin sahibi olan kadının yarım yamalak olan İngilizcesi de ne hikmetse düzeliverdi. Kavga, zihnini açtı kadının herhalde.
“Az önce İngilizce konuşamıyordunuz; n’ooldu da şimdi konuşabiliyorsunuz?” diye sordum kadına. Kötü niyetli olduğu için işine gelmiyor tabii anlaşılmak, bu yüzden de bilmiyormuş gibi yapıyormuş başta. Polis çağırırım deyince, kadın daha da hiddetlendi;
“Saat on buçuğu geçti, senden 3000 Forint de yarım pansiyon parası istiyorum.” deyince, bu sefer de ben zıvanadan çıktım, öfkeli bir şekilde 7200 Forint’i kadına verdim ve otelden ayrıldım. Hakaret ettiği için gerçekten de polisi çağıracaktım ama vizem kısıtlı olduğundan, uğraşmak ve keyfimi daha da kaçırmak istemedim.

Macaristan maceram tatsız başlamıştı. Romanya’da geçirdiğim dokuz güzel gün, yıllar öncesinde kalmıştı sanki; bundan sonra hep mutsuz olacakmışım gibi hissettim. Szolnok’tan yola çıkıp, 115 kilometre katederek, fotoğraf bile çekmeden Budapeşte’ye vardım. Bu, Tuna’yla üçüncü karşılaşmamdı. İlki, iki sene önce Tulcea ve Galati şehirlerinde, ikincisi Silistra’da, üçüncüsü de bugün Budapeşte’de… Buradan itibaren, Avusturya’nın Linz şehrine kadar Tuna’yla beraber devam edecektim yola. Ya da diğer bir deyişle, Tuna’yı takip edecektim.

Güzergâh: Szolnok – Budapeşte (Harita için tıklayın)
Mesafe: 115 km

Szolnok’ta tanıştığım motorcunun dediği gibi, Budapeşte gerçekten de çok güzel bir şehirmiş. Özellikle Tuna nehrinin iki kıyısını birbirine bağlayan köprüler çok hoşuma gitti. Kentin estetiği, mimarisi, tramvaylar, parklar, insanların sakin oluşu, kavga ve gürültünün olmaması, diğer AB ülkelerine göre fiyatların ucuz oluşu da cabası. Bu arada, şehrin her yerinde bisiklet yolları ve bisikletliler için düzenlenmiş trafik ışıkları olmasına rağmen benim gibi bisiklet yolu kavramından hoşlanmayan birisi için Budapeşte’de bisiklete binmek adeta bir eziyetti. Bisiklet yolları çoğu zaman kaldırımlardan geçiyordu ve kaldırımlarda da hız sınırı, hatırladığım kadarıyla saatte 15 ya da 20 kilometre ile sınırlıydı. Turisttim ve yayalara çarpmaktansa kuralları çiğneyip, normal araç yollarını kullanmayı tercih ettim Budapeşte’de geçirdiğim üç gün boyunca. Neyse, fazla konuştum yine; fotoğraflara geçiyorum hemen.

Budapeşte fotoğrafları…

 

DSC07612

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

DSC07556

Szabadság híd (Liberty Bridge, Özgürlük köprüsü)

Szabadság híd (Liberty Bridge, Özgürlük köprüsü)

Szabadság híd (Liberty Bridge, Özgürlük köprüsü)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

DSC07619

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Széchenyi lánchíd (Chain Bridge)

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Tuna Nehri ve Parlamento binası.

Parlamento binası.

Parlamento binası.

DSC07584

Hősök tere (Heroes Square)

DSC07587

Margit sziget (Margit adası)

Magyar Nemzeti Galéria,

Magyar Nemzeti Galéria,

DSC07650

Buda kalesi

Buda kalesi

Buda kalesi

Mezőgazdasági múzeum

Mezőgazdasági múzeum

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

Vajdahunyad var (Vajdahunyad kalesi)

DSC07655

Hurdy gurdy (Macar halk çalgısı)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s