Hırvatistan (1. Bölüm)

Bir önceki bölümden devam…

1. gun 001

Jurdani’de bahçesine çadır kurduğum pansiyon.

Dünkü hareketli günün sonunda, güzel bir uyku uyuyup, güneşli bir Pazar günü, yeni bir ülkede gözlerimi açtım. Daha önce de belirttiğim gibi, tek bir kelime Hırvatça bilmiyordum. Eşyalarımı topladım, hazırlandım; vedalaşmak ve teşekkür etmek için, bahçelerine çadır kurmama izin veren pansiyon sahiplerinin kapılarını çaldım. Pansiyonun sahipleri olan yaşlı çift, kahvaltı yapmadan yola çıkmama müsaade etmedi ve beni evlerine davet etti. Kahvaltıda sohbet ederken, ilk Hırvatça kelimemi de öğrenmiş oldum. Hvala; teşekkür ederim demek… Bu arada, Hırvatistan’da yabancı dil olarak genelde Almanca konuşuluyormuş.

Kahvaltı için yaşlı çifte teşekkür ettim ve bu yeni tanıştığım ülkeyi keşfetmek üzere Jurdani kasabasından ayrıldım. Günlerden Pazar olduğu için, üzerimde İtalya’dan kalma bir gerginlik vardı. İtalya’da Pazar günleri her yer kapalı olurdu; oysa burada öyle bir durum yok; dükkanlar açık, insanlar dışarıda… Rijeka/Opatija yolu üzerindeki Matulji’de, bir kafeye oturdum, bir şeyler içtim, internete girdim ve elektronik cihazlarımın boşalan bataryalarını doldurdum. Matulji’den çıktıktan kısa bir süre sonra, Durrës’ta ve Bari’de kısa bir süre gördüğüm Adriyatik Denizi’yle tekrar buluştum. Burada yol ikiye ayrılıyordu; sağdan gidersem Opatija, soldan gidersem Rijeka… Saat henüz erkendi; Opatija’yı gördükten sonra Rijeka’ya giderim diye düşündüm ve Opatija’ya doğru hızlı bir iniş yaptım. Böyle hızlı inişlerin, yavaş geri dönüşlerinin olduğunu da unutmamak lazım. Keyifle beş dakikada inilen dik bir yokuşu, güneş altında yarım saatte geri çıkmak -hele de bisiklet yüklüyse- büyük eziyettir. Neyse, nasıl olsa vize sorunum yoktu; ağır ağır çıkardım gerekirse…

1. gun 002

Opatija

 

1. gun 007

Opatija

 

1. gun 004

Rijeka

Opatija; otellerin, plajların, güzel binaların olduğu, Rijeka’nın küçük bir ilçesi. Birkaç fotoğraf çekmek dışında fazla bir şey yapmadım burada ve vakit kaybetmeden Rijeka’ya doğru yola koyuldum. Şansım varmış ki, indiğim yokuşu çıkmadım ve deniz kıyısını takip eden başka bir yoldan Rijeka’ya vardım. Bu küçük liman kentinde ilgimi çeken bir şey görmedim; biraz gezinip fotoğraf çektikten sonra Krk (Kırk diye telaffuz edilir) adasına doğru yola devam ettim.

Daha önce de belirttiğim üzere, vize sıkıntımın olmadığından, sakin sakin, geze geze, acele etmeden ilerliyordum. Yol sakin, manzara güzeldi… Küçük koylar, deniz kenarındaki kasabalar, köyler derken, uzaktan Krk Köprüsü’nü (Krčki most) gördüm.

1. gun 005

Bakar

 

1. gun 006

Bakar

Ankara’da Hırvatistan yollarına çalışırken, Krk adasında bir gece kalmayı planlamıştım. 1430 metre uzunluğundaki bu köprüden geçerek adaya ulaştım. Krk adasının bitki örtüsü ve yeryüzü şekli, bana Bodrum’u, Bozburun’u ve Datça’yı anımsattı. Özellikle de yokuşlar, Bodrum yarımadasını fazlasıyla andırıyor. Yolda giderken bir ara, yanımdan geçen birkaç araç sürücüsü, bu yoldan gitmemem için beni uyardı. Meğerse yolun sağında, çalıların arkasında bir bisiklet yolu varmış… Nereden bileyim orada bisiklet yolunun olduğunu? Bisiklet yollarını hiç sevmem; sırf merakımdan, bir süre o yolda pedal çevirdim. Yol fena değildi ama akıcılığı yoktu; kavşaklarda kesiliyordu, hızlı gitmeme mani oluyordu. Devam edemedim o yolda ve normal asfalta çıktım yine. Bu arada, adada çok sinek vardı ve ağzıma, yüzüme, her yerime minik sinekler yapıştı. Hatta Krk tabelasına geldiğimde, gözümden bile birkaç tane bu sineklerden çıkardım.

Krk Köprüsü (Krčki most)

Krk Köprüsü (Krčki most)

Velhasıl, Krk adasına adını veren Krk şehrine geldim nihayet. Hırvatistan’ın en büyük gelir kaynağı, turizmmiş. Haliyle, turistik önem taşıyan yerleri çok güzel korumuşlar. Krk da günümüze kadar tarihi dokusunu korumuş şehirlerden biri. Şehir diye geçiyor ama kalesi, marinası, tekneleri, tertemiz ara sokakları, hediyelik eşya satan dükkanları ile küçük, şirin bir sahil kasabası bence. Az önce de belirttiğim üzere, Hırvatistan’da turizm oldukça önemli… Bu yüzden de yerleşim yerlerinde, kamp alanları dışında çadır kurmak yasak. Bu tanımadığım ülkede, ilk günlerden sorun olmasın, keyfim kaçmasın diye, en azından alışıncaya kadar kurallara uymak istedim ve kendime kalacak yer aradım. Önce pansiyonlara baktım, sonra da bir kamp alanına çadırımı kurdum. Kamp alanı hem ucuzdu hem de tertemizdi. Restoranı ve kablosuz internet yayını (wifi) vardı, banyo ve tuvaletler pırıl pırıldı.

Tarih: 06.07.2014

Güzergâh: Jurdani – Opatija – Rijeka – Krk (Harita için tıklayın)
Mesafe: 77 km
Gezinmelerle birlikte: 92 km
2. Gün:

2. gun 001

Krk

2. gun 002

Krk

Sabah, Krk’ın merkezinde biraz gezdikten sonra Punat’a gittim. Punat’ta gezinirken, parkın yakınlarında, vitrininden börekler olan bir dükkan gördüm ve içeri girdim. Dükkanda kimse yoktu… Nasıl olsa anlamazlar diye, öylesine bir Türkçe sesleneyim dedim. Arkalardan bir adam geldi, aksanlı bir Türkçe ile “buyrun” dedi. Adam Arnavutmuş, çok az Türkçe biliyormuş ama ismi Arafat olan, yandaki dükkanın sahibi olan arkadaşı, Makedonya Türk’üymüş. Arafat beni dükkana buyur etti; çay, limonata ve daha sonra büyük bir kupa dondurma ikram etti. Arafat’la uzun uzun konuştuk; laf lafı açtı, siyasetten azınlıklara kadar uzun uzun sohbet ettik.

2. gun 003

Punat

Öğleden sonra Punat’tan ayrıldım ve adayı terk ettim. Selce’ye geldiğimde, kalacak yer aramak üzere biraz gezindim. İki tane kamp alanı vardı… İlk sorduğum yer çok pahalıydı, diğeri de sadece karavanla gelenler içinmiş ve rezervasyon gerekiyormuş. Pansiyonlarda ise, en az üç ya da dört gün kalmak gerekiyormuş. Kasabanın merkezinde bir hostel vardı ve buranın da fiyatı, Venedik’te kaldığım hostelin fiyatının neredeyse iki katıydı. Uygun bir yer bulurum ümidiyle Selce’de biraz gezindim. Bu sırada, sahildeki yürüme yolunda, gitar çalan gençlere rastladım; beraber gitar çaldık, sohbet ettik. Gece saat 12.00 civarında, çadır kurmak için gençlerin yanından ayrıldım. Kasabaya girdiğimde, kilisenin yakınlarındaki bir araziyi gözüme kestirmiştim. Algıda seçicilik denen şey bu işte… Gittiğim her yerde, acaba nereye çadır kurarım diye etrafı kolaçan ederim. Hemen oraya gittim ve kimseye görünmeden çadırımı kurdum. Çadıra girdiğim sırada, yağmur da ufak ufak atıştırmaya başladı. Biraz tedirgindim ancak, böyle olması gerekiyordu.

Tarih: 07.07.2014
Krk – Punat – Selce (Harita için tıklayın)
Mesafe: 52 km
Gezinmelerle birlikte: 71 km

devam edecek…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s