İtalya (7. Bölüm)

Altıncı bölümden devam…

Erdinç, Eugene, Marta, Can

Erdinç, Eugene, Marta, Can

Erdinç, Eugene ve Marta ile iki gün boyunca çok keyifli vakit geçirdik. Benim gibi Pink Floyd hayranı olan, aynı zamanda da Floransa’daki Pink Floyd tribute gruplarında gitar çalan Eugene ile bir gece gitarları elimize aldık, bol bol Pink Floyd ve Dire Straits çaldık. Seyahat etmek harika bir şey ama normal hayatımda her gün yaptığım, alışkanlık haline gelmiş bazı şeylerden uzak kaldığımda, canım sıkılabiliyor ve bu uzun seyahatler, ara sıra eziyete dönüşebiliyor. Gitar çalmak, demleme Çaykur çayı içmek ve kedi sevmek bu alışkanlıklardan birkaçı mesela… Eugene ile aramızda yaş farkı olmasına rağmen, aynı enstrumanı çalıyor ve aynı müzikleri seviyor olmamız, güzel bir tesadüftü. Evimden uzakta bir ülkede kendi dilimi konuşmak, gitar çalmak ve demleme çay içmek çok mutlu etti beni. Kedi yoktu; evde bir de kedi olsaydı…

 

Arno Nehri

Arno Nehri

 

Arno Nehri ve Ponte Vecchio

Arno Nehri ve Ponte Vecchio

 

Ponte Vecchio

Ponte Vecchio

 

Ponte Vecchio (Giriş)

Ponte Vecchio (Giriş)

 

Ponte Vecchio

Ponte Vecchio

 

Ponte vecchio

Ponte vecchio

Sanat, estetik, tarih ve Rönesans denildiğinde, akla gelen ilk şehir Floransa’dır. Leonardo da Vinci’nin, Michelangelo’nun, Dante’nin bu şehirde yaşamış olmaları ve bir aydınlanma hareketi olan Rönesans döneminin bu topraklarda filizlenmesi, bu kent hakkında ipuçları veriyordu zaten. Türkiye’deki birçok şehirden daha az nüfusa sahip, gökdelenlerin, alışveriş merkezlerinin, gözü yoran saçmalıkların olmadığı; bozulmamış, küçük ve şirin bir şehir Floransa… İtalya’daki on birinci günümdü ve bugün sadece bu güzel şehirde dolaşmak istedim. Acelesi olmayan ve sanki hep orada yaşayan, bugün olmazsa yarın herhangi bir müzeye gidebilecek durumdaki birisiymişim gibi… Roma’da bir güne birçok kilise, katedral, meydan vs sığdırmıştım ve asıl yaşamak istediğimi tam olarak yaşayamamıştım. Floransa’daki müzeleri, kiliseleri başka bir seyahatime bırakarak, sadece sokakları, caddeleri, meydanları gezmek ve aylaklık yapmak istedim. “Il Panino del Chianti” adında, muhteşem sandviçler yapan ve şarap tadımı da yaptıran çok güzel bir yer buldum. Floransa’ya yolunuz düşerse, buraya uğramanızı öneririm.

Piazza Santa Croce (Santa Croce Meydanı) ve Basilica di Santa Croce (Santa Croce Bazilikası)

Piazza Santa Croce (Santa Croce Meydanı) ve Basilica di Santa Croce (Santa Croce Bazilikası)

 

Piazza di Santa Trinita (Santa Trinita Meydanı)

Piazza di Santa Trinita (Santa Trinita Meydanı)

Bu seyahatimde birçok kilise, katedral, şapel, bazilika vs gezdim, gördüm; hatta bir gece, bir kilisenin bahçesinde çadır bile kurdum. Yüzlerce yıl önce inşa edilmiş bu muhteşem binaların korunması, özellikle de Rönesans dönemine ait, her biri sanat eseri olan yapıların bugüne kadar bozulmadan gelebilmeleri, tarihe saygının ve entellektüel bir vizyonun göstergesi elbette ama bu sanat eseri binaların, binaların üzerindeki heykellerin, ikonik sembollerin, tüm dinlerde olduğu gibi, salt sanat yapmanın dışında, insanlar üzerinde korku yayan, hegemonya kurmaya çalışan bir vazifeleri olduğunu, daha fazla hissettiğimi de söylemek istiyorum. Şehirden uzak, ormanlık yollarda bisikletle seyahat ediyor olmam ve yavaş hareket etmem bana bunu hissettirmiş olabilir. Belediyecilik timsali Ankara’dan Floransa’ya uçakla gelmiş olsaydım, yakından tanıdığım çirkin örnekleriyle kıyaslama yapacağımdan, böyle düşünmeyecektim elbette.

Cattedrale di Santa Maria del Fiore (Duomo di Firenze, Floransa Katedrali)

Cattedrale di Santa Maria del Fiore (Duomo di Firenze, Floransa Katedrali)

 

Cattedrale di Santa Maria del Fiore (Duomo di Firenze, Floransa Katedrali)

Cattedrale di Santa Maria del Fiore (Duomo di Firenze, Floransa Katedrali)

 

Cattedrale di Santa Maria del Fiore (Duomo di Firenze, Floransa Katedrali)

Cattedrale di Santa Maria del Fiore (Duomo di Firenze, Floransa Katedrali)

Yirmi günlük Schengen vizemin son dört günüydü ve bu yüzden de Venedik’e, hatta Trieste’ye trenle gitme fikri geldi aklıma. Venedik’e kadar bisikletle gitmek için, erken bir saatte Floransa’dan yola çıkmam ve iki tam gün pedal çevirmem gerekecekti. Bütün zamanım yollarda geçeceğinden, Bolonya’yı ve Venedik’i, ancak akşam karanlığında görebilecektim. Vizemin son gününü Bulgaristan sınırında kullanacağımı da hesaba katacak olursak, İtalya’daki son üç günümü çok iyi değerlendirmem gerekiyordu ve bu iki şehri görmeden de İtalya’dan ayrılmak istemiyordum. İnternetten tren saatlerine baktım ve Bolonya’ya kadar bisikletle gidip, Bolonya’dan Venedik’e, Venedik’ten de Trieste’ye trenle gitmeye karar verdim.

Floransa'daki bisiklet tamircisi

Floransa’daki bisiklet tamircisi

Bisikletimin vites kolları sıkışmıştı ve yağlanmaları gerekiyordu. Floransa’ya geldiğimde, bir bisikletçi bulur, yaptırırım diye düşünmüştüm. Erdinç’in devamlı uğradığı bir bisiklet tamircisi varmış; öğlene doğru oraya gittik. İşlerimizi hallettik, marketten alışveriş yaptık ve eve döndük. Evde hep beraber yemek yedikten sonra, saat 15.30’da arkadaşlarımla vedalaşıp evden ayrıldım.

Lago di Bilancino (Bilancino Gölü)

Lago di Bilancino (Bilancino Gölü)

 

Lago di Bilancino (Bilancino Gölü)

Lago di Bilancino (Bilancino Gölü)

 

Viale Nazionale (Arkada Bilancino Gölü)

Viale Nazionale (Arkada Bilancino Gölü)

Planım, Via Bolognese yolunu kullanarak Bolonya’ya gitmekti. Via Bolognese’yi ararken, kazara başka yollara saptım ve planladığım güzergahtan uzaklaştım. Daha sonra, üniversite hastanesinin önündeki yoldan devam ederek, Trespiano yakınlarından Via Bolognese yoluna çıktım. Montemiletto’daki yokuş için, İtalya’da tırmandığım en dik ikinci yokuş demiştim ya… İşte, en dik olanını da Floransa Trespiano arasında tırmandım. Bu yokuşta da, Siena’da olduğu gibi 22/23 dişlilerini kullanmak zorunda kaldım. Dik yokuşun sonu, Trespiano’ya çıkıyordu; burası da Villa Bolognese üzerindeydi zaten… Trespiano’dan sonra eğim biraz azaldıysa da, genelde hep tırmandım. Bilancino Gölü (Lago di Bilancino) ve Futa (Passo della Futa) geçidinden geçtim; akşam saatleri olduğu için Raticosa geçidini çıkmak istemedim ve Selva köyünde kalmaya karar verdim.

Floransa - Bolonya

Floransa – Bolonya

 

Passo della Futa

Passo della Futa

 

Passo della Futa

Passo della Futa

 

Passo della Futa

Passo della Futa

Çadır kurmak için uygun yer ararken, bir adam, çiftlik evinin arkasındaki alanın müsait olduğunu söyledi. Adama teşekkür ettim ve dediği yere gittim. Çadırımı kurarken, bir de ne göreyim? Çiftlikte çitle ayrılmış bölümdeki inekler toplanmış, meraklı gözlere uzaktan beni izliyorlar… Çok komik bir manzaraydı; fotoğraflarını çekmek istedim ama yanlarına gidince dağıldılar. Gece, bir ara çadırdan çıkıp gezindim; etrafta bir sürü ateş böceği vardı. Evet, Toskana’daki son gecem; yarın Bolonya ve Venedik…

Tarih: 03.07.2014
Güzergâh: Firenze – Selva (Harita için tıklayın)
Mesafe: 55 km
Gezinin devamını okumak için tıklayın

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s