Avrupa gezisi 2014 (Balkanlar 1.Bölüm)

Haziran 2014… Bisikletle Çanakkale’den yola çıktım ve 43 günde 4057 kilometre yol katederek, 9 ülke, 40’tan fazla şehir, sayısını hatırlayamadığım kadar köy, kasaba vs gezdim. Zaman içinde, bu seyahatle ilgili görselleri ve başımdan geçen hikayeleri burada paylaşacağım.

Bu arada, videolardaki müziklerin besteleri ve tüm hakları bana aittir, iznim olmadan kimse kullanamaz.

 

Çanakkale – Yunanistan – Makedonya – Arnavutluk: 1213 km

9 Haziran 2014 tarihinde, Çanakkale’den seyahatime başladım. İlk gece, Korudağ yakınlarındaki Norm Petrol benzin istasyonunun bahçesine çadır kurdum, ertesi gün de, İpsala’da DSİ’nin misafirhanesinde kaldım. DSİ’nin misafirhaneleri konforludur ama burası farklı; sırf bu misafirhanede kalmak için bile İpsala’ya gidilir. Misafirhanenin harika bahçesini gördükten sonra, ertesi gün oradan ayrılmak içimden gelmedi.

4

Norm Petrol benzin istasyonu (Beni misafir ettikleri için, Nazım’a ve Osman amcaya teşekkürler)

 

1

Benzin istasyonunun bahçesi

 

5

Korudağ yakınlarında mola

 

2

Korudağ (Rakım 350m)

 

3

İpsala

 

6

İpsala’nın kedileri

 

7

DSİ misafirhanesi

 

8

DSİ’nin muhteşem bahçesi

 

23

İpsala’da gün batımı (DSİ Misafirhanesi)

 

1

İpsala sınır kapısı

 

10

Meriç Irmağı

Yunanistan’a girdiğimde, tabelalar beni otoyola (Egnatia) yönlendirdi ve yaklaşık 40 km bu sıkıcı, manzarasız yolda gitmek zorunda kaldım. İki şerit gidiş, iki de gelişi olan bu yolu, otoyola benzetemediğim için, doğru yolun Egnatia olduğunu sanıp, ilk uyarıyı alana kadar devam ettim. Daha sonra, bir yol ayrımından Alexandroupolis’e ulaştım.

12

Alexandroupolis – Komotini arası. (sağdaki siyah yol Egnatia, soldaki gri olan ise eski, yani benim geçtiğim yol)

 

11

Alexandroupolis (Dedeağaç)

 

13

Velkio (Dedeağaç- Gümülcine arasında bir Türk köyü)’da bir kahvehane.

 

16

Gümülcine (Komotini)

 

14

Gümülcine Türk Gençler Birliği lokali

 

15

Gümülcine’de evinde kaldığım arkadaşım Hüseyin Mehmet

 

Porto Lagos Xanthi-Greece002

Gümülcine-Xanhti(İskeçe) yolu üzerindeki Porto Lagos kilisesi

 

2

Xanthi (İskeçe)

 

3

Xanthi (İskeçe)

 

4

Xanthi (İskeçe)

 

5

Nestos (Mesta) Nehri

 

6

Kavala

 

7

Kavala

 

8

Makedon Aslanı (Amphipolis)

 

9

Selanik yakınları (Nea Apollonia Gölü’nde, sabah balık tutanlar)

 

10

Selanik yakınları (Nea Apollonia Gölü’nde, sabah balık tutanlar)

 

11

Selanik yolunda bir Trabzonlu (Bize her yer Trabzon)

 

12

Ve Selanik

 

2

Selanik

 

3

Yenişehir çok katlı otoparkının Selanik’teki benzeri

 

1

Atatürk’ün doğduğu ve çocukluğunun geçtiği ev.

 

5

George Zongolopoulos’un şemsiyeleri

 

4

Selanik’te akşam

 

5

Selanik’te akşam

 

4

Selanik’te akşam

 

3

Selanik’te akşam

 

1

Evzonoi sınır kapısına doğru…

 

7

Makedonya sınırı yakınları… “Makedonya sınır anıtı. Müttefik ülkeler Birinci Dünya Savaşı Büyük Britanya – Fransa – Yunanistan İtalya – Sırbistan”

 

6

Yine Makedonya sınırı yakınları, Birinci Dünya Savaşı Anıtı

 

Ve sırada Makedonya…

Seyahate çıkmadan önce biraz araştırma yapmıştım ama yine de Makedonya hakkında çok fazla bilgiye sahip değildim. Yunanistan sınırına girdiğimde, gümrükteki polis; Yunanistan’da ne yapacağımı, kaç gün kalacağımı, param olup olmadığını, daha sonra nereye gideceğimi sordu kaba bir tavırla… Ben de sınırı geçene kadar, kendisine dayı dedim ve son derece kibar bir şekilde adamın sorularını yanıtladım. Son soruya cevap olarak da, Beş gün kalıp Makedonya’ya geçeceğimi söyleyince, adam sinirlendi ve bana

“sen ne demek istiyorsun, Makedonya diye bir ülke yok, Makedonya Yunanistan’da zaten…”

gibi sert bir çıkış yaptı. Baktım, polis sıkıntı çıkaracak;

“kusura bakmayın, dilim sürçtü, Selanik’ten sonra Fyrom’a geçeceğim”

dedim.

“Ben anlamam! Devir bisikletini, çantalarını kontrol edeceğim”

dedi ve benim de tepem attı!

“Deviremem, kontrol edeceksen bu şekilde et, yoksa izin vermem”

dedim ve -dak’ka bir, gol bir- ilk sınır tartışmamı da yaşadım bu adam yüzünden.

Neyse bir süre sonra, elinde K9 olan daha aklıselim bir polis yanımıza geldi ve diğerine, gözüyle işaret ederek gitmesini söyledi. Köpek geldi, çantaları kokladı ve onay verdikten sonra ben de Yunanistan’a girmiş oldum.

Bu anıdan sonra, Yunanistan’da tanıştığım başka insanların da Makedonya’ya olan tepkilerine şahit oldum. Hatta, çok iyi Türkçe konuşan Yunan bir tur rehberi kadın, yarı şaka olarak

“Seni kınıyorum, sana savaş açıyorum” demişti.

Yunanistan’da seyahat ettiğim beş gün içinde, konunun aslını öğrendim. Yunanistan’da Makedonya denilen bir bölge var ve bu bölgenin de başkenti, Selanik. Yunanlar, Makedonya ülkesini tanımadıkları için bu kelimeyi kullanmıyorlar. Makedonya denildiği zaman, Selanik’teki havaalanı anlaşılıyor. Eğer Makedonya’ya gitmek isterseniz, Skopje (Üsküp) tabelasını takip etmeniz gerekiyor.

Neyse, lafı fazla uzatmayayım; Makedonya sınırından girdim. Hava kapalıydı, pasaport kontrolünden sonra kuvvetli bir yağmur bastırdı. Sınırdaki alışveriş merkezine girdim ve yağmurun dinmesini bekledim. Yağmur dindikten sonra, bir süre yola devam ettim. Udovo köyü yakınlarında, şiddetli bir yağmur daha bastırdı. Bir benzinliğe girdim ve havanın açmasını bekledim. Yağmur dinmedi, hava da kararmaya başladı. Benzinliğin yakınlarında kendime çadır kuracak yer ararken, birkaç kişi geldi ve aralarından, isminin daha sonra Seki (Şeki) olduğunu öğrendiğim birisi, onlarla kalabileceğimi söyledi. Ya da ben öyle tahmin ettim… Seki, benim kendisini anlamadığımı anladı ve bir Türk arkadaşını aradı telefonla, sonra telefonu bana verdi. Telefondaki adam, onların güvenilir olduklarını, bana gösterecekleri yerde kalabileceğimi söyledi. Ben de kabul ettim bu güzel teklifi.

Seki’nin oğlu Marian’la beraber, onların Udovo köyündeki ofislerine gittik. Bana kalacağım odayı gösterdi, ofislerinin anahtarını verdi ve bir kağıda wifi şifresini yazdı Marian. Bisikleti ve çantaları da depolarına koyduktan sonra hep beraber yemek yemeğe gittik. İnanılmaz sıcak, misafirperver, dost canlısı ve barışçıl insanlardı. Aralarında, Marian’la beraber İngilizce bilen iki kişi daha vardı; geç saatlere kadar sohbet ettik.

Yunanlar’ın bu son derece gereksiz tepkileri yüzünden, ön yargıyla gittiğim Makedonya’da, bulunduğum beş gün içinde, hiçbir olumsuzluk yaşamadım ve hep iyi niyetli, güler yüzlü, yardımsever insanlarla karşılaştım. Bunu belirtmek için de Makedonya fotoğraflarından önce böyle bir girizgah yapmak istedim.

O yağmurlu gecede, bana ofislerinin kapısını açan, benden dostluklarını esirgemeyen Seki, Marian, Pero (Peter Pan) ve isimlerini hatırlayamadığım diğer arkadaşlarıma buradan sevgilerimi iletiyorum.

 

2

Seki Tasev

 

3

Pletvar Geçidi (998 m)

Pletvar Geçidi’ni tırmanırken, bir akaryakıt istasyonunda mola verdim. Mola verdiğim yerde, içinde Türk turistlerin olduğu bir otobüs vardı. Turistlerle konuştuk, epey bi’ sohbet, muhabbet ettik. Beni görünce şaşırdılar, aman evladım dikkat et dediler; deli misin, bisiklete binme, araba falan kirala dediler. Yaşımı öğrendiler, daha da şaşırdılar. Ara sıra şaşırtmak lazım insanları…

Pletvar’ı çıktıktan sonra, büyük bir hızla Prilep kentine vardım ve bir öğrenci yurdunda kendime kalacak yer ayarladım. Yazları, yurdun yatakhanesinin bazı odalarını turistlere kiralıyorlarmış. Prilep’e geldiğimde pansiyon vs sorarken, arka lastiğimin patladığını söyledi birisi. Schwalbe Marathon’u ikinci kere patlatmayı başarmıştım. Odaya eşyalarımı yerleştirdikten sonra lastiğime yama yaptım ve karnımı doyurmak için şehir merkezine gittim.

Şehir dediğime bakmayın; kasaba gibi bir yer aslında Prilep. Sivrihisar’a benzettim biraz…

8

Prilep

 

24

Kaldığım odanın penceresinden… (Bu bulutlar hiç gitmedi)

 

25

Kaldığım odanın penceresinden… (Bu bulutlar hiç gitmedi)

 

26

Prilep’te kahvaltı yaparken tanıştığım Rumen gezgin. Bükreş’ten gelmiş; bilgisayar mühendisiymiş.

Prilep’ten sonra; önce Bitola(Manastır)’ya, sonraki gün de Ohrid’e gittim. Manastır kentindeki, Atatürk’ün de okuduğu “Askeri İdadi” binası, seyahate çıkmadan önce koyduğum hedeflerden biriydi ve Bitola’ya gider gitmez, ilk olarak bu binayı gezdim. Bir zamanlar okul olan binanın üst katında, Atatürk Müzesi ve Manastır Kent Müzesi diye iki tane müze var; tek bilet alarak ikisini de gezmek mümkün.

7

Atatürk’ün okuduğu Manastır Askeri İdadisi (Bitola / Manastır)

Bitola’daki Heraklea Antik Kenti’ni de gezerek, hedeflerimden üçüncüsü olan Pompei ziyareti öncesinde, kendimi biraz daha motive etmiş oldum. Mozaiklere, özellikle de hayvan figürlerine hayran kaldım.

6

Heraklea antik kenti (Bitola / Manastır)

 

3

Heraklea Antik Kenti’ndeki mozaikler (Bitola / Manastır)

 

27

Heraklea Antik Kenti’ndeki mozaikler (Bitola / Manastır)

 

4

Heraklea Antik Kenti, sütunlar ve mozaikler (Bitola / Manastır)

 

5

Bitola (Manastır) tren garı

 

30

Yaklaşık 100 bin kişinin yaşadığı Bitola (Manastır) şehir merkezindeki park.

 

29

Yaklaşık 100 bin kişinin yaşadığı Bitola (Manastır) şehir merkezindeki park.

Bitola’da gezerken, pazarın girişinde deri ayakkabı, terlik vs asılı bir dükkan gördüm. İçeri girdim, aynı zamanda dükkanın da sahibi olan deri ustasıyla biraz sohbet ettim. Terden kopmak üzere olan fotoğraf makinemin askısının yerine yenisini yaptı sağ olsun. Fotoğraftaki deriyi kesmek için kullandığı seksen yıllık bıçak, kendisine dedesinden kalmış.

1

Deri ayakkabı ustası (Manastır / Bitola)

Makedonya’da, eski Yugoslavya zamanından kalma Zastava marka otomobillere çok sık rastlanıyor. Demir perde teknolojisini ve küçük otomobilleri seven birisi olarak bu otomobillerin birçok fotoğrafını çektim. Tamamını buraya yüklemiyorum; ilgileniyorsanız, Instagram hesabımdan diğer fotoğraflara bakabilirsiniz.

4

Zastava

 

Zastava002

Zastava

 

Zastava Tristac002

Zastava Tristac

 

Zastava Tristac004

Zastava Tristac

 

001

Bitola – Ohrid arası

 

1

Resneli Niyazi Bey Sarayı (Resen kasabası – Makedonya)

Bitola’dan Ohrid’e gittiğim gün hava yağmurluydu ve çok ıslanmıştım. Ohrid’e gelir gelmez, kalacak bir yer bulup kurulanmak istiyordum. Şehir merkezine girdiğim sırada, bisikletli yaşlı bir adamın bana seslendiğini, bir şeyler söylemeye çalıştığını fark ettim ama aceleden olsa gerek, duramadım ve adamın ne söylemek istediğini de öğrenemedim. Neyse, önce şehir merkezine gittim, bir Türk lokantasında bir şeyler yedim, hava kararınca da otel, pansiyon vs aramaya koyuldum. Ohrid’de gezinirken, tesadüfen o bisikletli yaşlı amcayla karşılaştım. Adam, pansiyon işletiyormuş meğerse; bana da bunu söylemek için seslenmişmiş. Ayak üstü konuştuk;

“Gel bi’ bak, beğenmezsen kalmazsın” dedi.

Şehrin merkezinde, pırıl pırıl, tertemiz bir pansiyon. İnterneti var, sıcak suyu var, fiyatı da çok uygun; daha ne isteyebilirdim ki? Bisikletimi koymam için de kilitli bir depo gösterdi bana… İki gece kaldım bu güzel pansiyonda. Ohrid’e gideceklere tavsiye ederim.

005

Sipinkoski Velice (Ohrid’de kaldığım pansiyonun sahibi)

Kiril alfabesinin doğduğu yer olarak bilinen Ohrid; tarihi binaları, kalesi, gölü, kiliseleri, Osmanlı döneminden kalma eserleri ve Beypazarı evlerini andıran sempatik mimarisi ile muhakkak görülmesi gereken bir şehir. Eski çarşı içinde, özellikle de göl kenarında kaliteli ve şık restoranlar var; fiyatlar da diğer turistik Avrupa şehirlerine göre çok daha uygun. Aklınızda olsun; Ohrid’de güzel piza yapıyorlar.

3

Kiril alfabesinin mucidi Aziz Cyril ve Methodius’un öğrencisi Aziz Naum’un heykeli.

 

002

Ohrid

 

2

Ohrid Kalesi

 

4

Ohrid Kalesi

 

003

Ohrid Kalesi’nden Ohrid Gölü

 

004

Ohrid Kalesi’nden Ohrid Gölü (Karşısı Arnavutluk)

 

006

Struga (Makedonya)

Ohrid’de iki gün kaldıktan sonra, Struga üzerinden Arnavutluk’un Elbasan şehrine geçtim. Niyetim, bu şehirde Elbasan tava yemekti ama Elbasan tava yapan bir yer bulamadım. Makedonya’da olduğu gibi Arnavutluk’ta da yemekler ucuz, doyurucu ve çok lezzetli. Elbasan’da Elbasan tava bulamayınca, ızgara sucuk yedim ben de… Detaya girmiyorum; nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız, tadına bakmalısınız. Unuttuğum lezzetleri Makedonya, Arnavutluk ve Kosova’da yeniden hatırlamış oldum.

Elbasan enteresan bir şehir… Binaların bakımsız görüntüsü, insanların fakir oldukları izlenimini verse de, caddeler lüks arabalardan geçilmiyor. Bu arada, kadınlar güzel, şık ve de bakımlılar.

 

008

Elbasan

 

007

Elbasan

İnternette araştırırken, Elbasan ile Tiran arasındaki eski yolun çok tehlikeli olduğunu ve bisikletle bu yoldan geçmek isteyenlere önerilmediğini okumuştum. Arnavut sürücülerin çok tehlikeli araç kullandıkları, yolda korkulukların olmaması ve asfaltının bozuk olduğuna dair yalan yanlış bilgilerle dolu çağımızın bilgi kaynağı. Yol, dağdan geçtiği için, haliyle yokuş ve virajlı. Yakın bir zamanda, araçların daha az yakıt harcamaları ve sürücülerin virajlarda tehlike yaşamamaları için, yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki Kërrabë Tüneli açılmış. Araç sürücüleri de genelde bu yolu tercih ettiklerinden, eski yolda kesinlikle kalabalık bir trafik yok; üstelik asfaltı düzgün, sürücüler de saygısız, dikkatsiz vs değiller. Hayatımda geçtiğim en güzel yollardan biri olduğunu söylemeliyim öncelikle. Muhteşem bir manzara eşliğinde sessiz, sakin, trafiğin olmadığı bir yolu ancak rüyalarımızda görürken, internetteki o uydurma yorumlar yüzünden, az kalsın bu rüya gibi günü yaşayamayacaktım.

011

İşte meşhur Elbasan – Tiran yolu

 

010

Elbasan – Tiran yolu

 

15

Elbasan Demir Çelik İşletmeleri

 

009

Elbasan – Tiran yolundaki asırlık zeytin ağaçları

 

14

Elbasan – Tiran yolundaki asırlık zeytin ağaçları

 

12

Bükreş ve Tiflis’ten sonra, gördüğüm üçüncü başkent; Tiran.

 

16

Tiran

Tiran’da biraz dinlenip bir şeyler yedikten sonra, yaklaşık 40 Km daha yol gidip, Durrës limanından, akşam İtalya’nın Bari şehrine doğru hareket edecek olan feribot için bilet aldım.

13

Adriyatik Denizi (Durrës – Arnavutluk)

 

17

Durrës Limanı

 

18

Durrës’te gece

 

20

Bari’ye gidecek olan Feribotun kalkmasını beklerken (Durrës – Arnavutluk)

 

19

Bari’ye gidecek olan Feribotun kalkmasını beklerken (Durrës – Arnavutluk)

Bu feribota binerek, hayatımın en sıkıcı yolculuklarından birini yapmış oldum. En ucuz bilet “Deck”te (yani güverte, restoran ya da geminin kamaraları dışında herhangi bir yeri) olduğu için burayı tercih etmek zorunda kaldım. Yerde yatan insanlar, sarhoş olup da sabaha kadar yüksek sesle konuşanlar; ne ararsanız vardı bu “Deck” denen yerde. Sabahın üçü, dördü gibi, gürültüden uyanıp, sarhoş bir adamla ve Arnavut gençlerle bilek güreşi bile yapmıştım. Bu arada, O gece “Deck”te benimle beraber seyahat edenler, iki sandalyeyi birleştirip yatak yapmasını da benden öğrendiler. Eminim daha sonra da kullanacaklardır bu tekniği…

21

Durrës – Bari Feribotu

 

22

Karşısı İtalya. Yarım saat sonra, yıllardır görmek istediğim bir ülkede olacağım. Nasıl heyecanlıyım; anlatamam! İtalya macerasına ikinci bölümde devam edeceğim.

Güzergâh:

Çanakkale – Selanik (Harita için tıklayın) 547 km
Selanik – Durres (Harita için tıklayın) 517 km
Bu seyahatin devamını okumak için (Tıklayın)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s