Karadeniz seyahati 2. ve 3. gün (Eskişehir-Bursa 03.06.2013 / Pazartesi)

DSC00621

Türkiye’nin Karadeniz kıyılarını bisikletle gezme fikri her zaman aklımdaydı ama, nedense bu hayalimi bir türlü gerçekleştirememiştim. Son yıllarda, yaz aylarında işlerimin durgunluğunu fırsat bilerek bu hayalimin sınırlarını biraz daha genişlettim ve bütün Karadeniz’i bisikletle kıyıdan dolaşmaya karar verdim. Hayatımda daha önce hiç yurt dışına çıkmamış olmam, seyahati benim için ayrıca anlamlı kılacaktı. Niyetim, bisikletle Ankara’dan yola çıkıp, Karadeniz’in Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Abhazya kıyılarını geçip, Sarp sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapmak, sonra yine kıyıyı takip ederek İstanbul’a ulaşmaktı.

 

Bir önceki geziden devam…

Teyzemlerle görüşmek ve biraz da dinlenip kendime gelmek için, ertesi gün yola çıkmadım. Zaten hava da bisiklete binmek için çok uygun değildi; ara sıra yağmur yağıyor, şiddetli rüzgâr da devam ediyordu. Benden bir gün sonra yola çıkan annemler de rüzgârdan etkilenmişler ve rüzgârın arabayı bile sarstığını söylemişlerdi. Pazar günü de yağış devam etti ve bir gün daha Eskişehir’de kalıp, 3 Haziran Pazartesi günü sabah saat 9 sularında Batıkent’ten Bursa’ya gitmek üzere yola koyuldum.

 

Hava, Cuma gününe göre 1daha iyiydi ve kendimi yorgun hissetmiyordum. Tek sıkıntım, seyahate başladığım gün başlayan “Gezi” olaylarıydı. Bütün Türkiye birbirine girmiş, her yerde polisin sert müdahalelerine karşı protestolar ve gösteriler oluyordu. Hayatımda ilk kez yurt dışına çıkacaktım, yaklaşık bir yıldır hazırlanıyordum, bütün planımı ve programımı yapmıştım ve yola çıktığım gün “Gezi” olayları başlamıştı. Bursa’ya doğru giderken kafam hep bu üzücü olayla meşguldü ve sinirim inanılmaz bozulmuştu. Acaba bu durum devam edecek miydi, bir iç savaş çıkar mıydı, seyahate devam etmeli miydim, etmemeli miydim? En azından İstanbul’a kadar gideyim, Taksim’deki duruma göre devam edip etmeyeceğime karar veririm diye düşündüm ve keyifsiz bir şekilde yoluma devam ettim. Zoraki çektiğim birkaç fotoğraf dışında doğru dürüst fotoğraf bile çekemedim üzüntümden.

 

DSC00617

Muratdere köyü

Bozüyük’te, Kardeşler Lokantası’nda yemek molası verdim; önden bir tas mercimek çorbası içtim ve arkasından da Arnavut ciğeri söyledim. Hayatımda yediğim en güzel Arnavut ciğeriydi. Böyle muhteşem bir lezzetle karşılaşınca biraz keyfim düzelir gibi oldu.  Yemekten sonra tekrar yola koyuldum.

Önce Muratdere köyünden, sonra Mezit Tüneli’nden geçtim ve İnegöl’e vardım. İnegöl’de köfte yemeden olmaz dedim ve “Besler Kasap Et-Mangal” diye bir tarafı kasap, diğer tarafı da lokantada olan bir yerde oturdum. Bildiğimiz İnegöl köftesi değildi ama köfteler harikaydı. Kasaplar eti iyi tanıdıkları için, bu tarz yerlerde yapılan et yemekleri genelde güzel

DSC00618oluyor.
İnegöl’den 10-20 kilometre sonra, nedense sağ dizim ağrımaya başladı. Sağ bacağımla pedalı itemiyordum ve yaklaşık olarak son 30 kilometreyi, spd sayesinde sol bacağımla gitmek zorunda kaldım.

 

DSC00623

Bu adam ben değilim.

Nihayet Bursa tabelasını gördüm ama şehir merkezine daha epey bir yolum vardı. Bu arada, şehir merkezine giden D200 Karayolu’nda tadilat olduğundan, Gürsu Sanayi Sitesi’nden geçmek zorunda kaldım. Yemyeşil, güzel bir yoldan ve lezzetli yemeklerden sonra sanayinin tozlu ara sokaklarında, arkamda yükle, tek bacak pedal çevirmek hiç de beklediğim bir şey değildi. Sorunlar, ertesi gün Bursa’dan ayrılıncaya kadar devam etti.

Sanayi sitesinde epey bir gittikten sonra tekrar ana yola çıktım fakat bu sefer de bisikletten bir ses geldiğini fark ettim. Bir yerde durdum ve sesin bagajdan geldiğini anladım. Bajagı kadroya bağlayan vidalardan biri gevşemiş ve yerinden çıkmış. Taner abinin “yanında bulunsun, lazım olur” dediği metrik 8 vidalarından birini, hemen çıkan vidanın yerine koydum ama bu sefer de vida biraz uzun geldi ve zincirin son dişliye geçmesine mani oldu. Tek bacakla da o dişliyi kullanamıyordum zaten… Neyse, bir şekilde, kör-topal, şehir merkezine geldim, biraz Heykel civarında gezindim ve daha sonra da yola çıkmadan önce internette araştırırken bulduğum, rezervasyon da yaptırmış olduğum, Kent Meydanı’ndaki otele gittim. Otelin ismini vermeyeceğim ama, otel hakkında da iyi bir şey söylemeyeceğim.

 

Oteldeki görevliye, sıcak su ve kablosuz internetin olup olmadığını sordum. Bu soruları rezervasyon yapmadan önce de sormuştum ama otel pek güven vermediği için bir daha sorma gereksinimi duydum. Adam, bu dediklerimin odalarda mevcut olduğunu söyledi. Ben de, biraz basiretimin bağlandığını hissettiysem de, yorgun olduğum için otel arayacak enerjim olmadığından, odama çıkmak için merdivenlere yöneldim. Odaya çıktım eşyalarımı bıraktım ve bir şeyler atıştırmak için Heykel’e gittim. Akşam otele döndükten sonra hemen duşa girdim fakat… Fakat, sular akmıyordu! Rezervasyonu aradım ve durumu anlattım. Osmangazi ilçesinde su kesintisi varmış ve semte 24 saat su verilemeyecekmiş. Osmangazi belediyesini aradım ve su kesintisinin doğru olduğunu teyit ettim. Yapılacak bir şey yoktu, kolonyalı mendillerle, el temizleme jeliyle, kolonyayla temizlik işlerimi hallettim ve o vaziyette yattım, uyudum. Bu arada, odada internet yoktu ve hamam böcekleri kol geziyordu; ama güneşin alnında 155 kilometre pedal çevirdikten sonra böcek falan gözü görmüyor insanın. Sabah olduğunda, erkenden oteli terk ettim ve Yalova’ya doğru yola koyuldum. Semtlerde su kesintisi yaşanabilir ama otellerin su depoları olmalı ve hidroforları da sorunsuz çalışmalı… Otelin hidroforu bozuk olduğundan, su benim bulunduğum kata kadar gelememiş. Baştan söyleseydi bunu ya da alt katta oda verseydi. Neyse, dünkü durumumu rezervasyondaki adama anlattım ve 10 lira eksik ücret ödeyip bir daha Kent Meydanı’na uğramamak üzere Bursa’dan ayrıldım.

 

Bursa-Yalova-İstanbul (03.06.2013 / Salı)

Yol üzerinde, bir benzinlikte elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım, kollarımı sabunladım, güneş kremimi sürdüm ve çayla beraber poaça türü bir şeyler atıştırıp yola devam ettim. Hava çok sıcaktı ve 50 kilometre sonra sağ dizim yine ağrımaya başladı. DSC00638Gemlik’e kadar zar zor geldim ve yola çıktığımdan beri ilk kez denizi görmüş oldum. Gemlik’te deniz kenarında, kafe tarzı bir yerde, çay içip bir şeyler atıştırdım, ağrıyan dizimi dinlendirdim. Saat 15.30’daki Yalova Yenikapı feribotuna yetişmek istediğimden, çok fazla kalamadım Gemlik’te ve hemen yola koyuldum. Yaklaşık 2 saat sonra Yalova’ya geldim ve alelacele feribot iskelesine gidip Yeniköy feribotuna biletimi aldım.

 

Bursa, benim için önemi olan bir şehirdi; hem askerliğimi burada yapmış olmam, hem de genel olarak şehrin tarihi ve doğal güzelliklerini bildiğim için, bisikletle bu güzel şehre gelmiş DSC00645olmak anlamlı olacaktı. Ama, nasıl bir uğursuzluk varsa bende, yola çıktığım andan itibaren kötü olaylar peşimi bırakmadı. Taksim olayları, şiddetli rüzgâr, dizimin ağrıması, Osmangazi semtinde suların kesilmesi… Neyse, İstanbul uzaktan görünmeye başladı. Bakalım İstanbul’da, özellikle Taksim’de ve Beşiktaş’ta durumlar nasıl?

 

Eskişehir-Bursa: 155 km (şehir içi gezinmeler dahil)

Bursa-Yalova-İstanbul: 82 km (şehir içi gezinmeler dahil)

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Karadeniz seyahati 2. ve 3. gün (Eskişehir-Bursa 03.06.2013 / Pazartesi)” üzerine 3 düşünce

    • 2013 senesinde geziyi tamamladım ama yazmayı ihmal ettim. İstanbul’dan sonra Bulgaristan ve Romanya üzerinden Moldova sınırına, sonrasında da İstanbul’dan Batum’a gittim. Çok keyifli bir geziydi. Belki sonra yazarım.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s