İstanbul gezileri (2)

IMG_3400 (2)

10 Kasım 2012 Cumartesi

10 Kasım 2012 sabahı, Dolmabahçe Sarayı’ndaki Atatürk’ü anma töreninden sonra, Sinek Sekiz Yayınevi’nin sahibi İrem Çağıl’ın bisikletini almak için Kabataş’tan Kadıköy’e giden bir vapura bindim. Saat 11:20 gibi Sakızgülü Sokak’taki yayınevine uğrayıp İrem’in bisikletini aldım ve Karaköy’e giden vapuru yakalamak için iskeleye doğru hareket ettim. Hava kapalı, yağmur yağıyor, rüzgar ise suratı felç edecek cinsten, bisikletin ön lastiği inmiş, selesi de en düşük seviyede… Ön lastiğe hava basmak için iskele yakınlarındaki benzinciye girdim ama lastikler iğne sibop olduğundan hava basamadım. Bu arada, üşütmemek için sırt çantamdan polarımı çıkarıp üzerime giydim. Benzinciden çıkıp 11 buçuktaki Karaköy vapuruna binerek, saat 12 civarında Karaköy’e geldim. Seyyar bir hırdavatçıdan seleyi yükseltmek için 1 liraya alyen satın aldım, daha sonra Yüksek Kaldırım’dan çıkıp, İnan Bisiklet adlı bir bisikletçide ön lastiğe hava bastırdım. Bu yokuşta bisiklet ve parça satan üç dükkan var; üçü de tamir yapmıyor. Sadece, İnan Bisiklet’te kompresör var; yolunuz buralara düşerse, lastiğiniz inerse ya da patlarsa aklınızda olsun. Yokuştan çıkarken sağ taraftaki ikinci bisikletçi… Burası aynı zamanda da yedek parçacı; işinize yarayacak birçok bisiklet parçasını bu dükkanda çok uygun fiyatlara bulabilirsiniz.

Artık, bisiklet yola hazır! Niyetim Küçükçekmece’ye doğru gitmek ama tabii ki hava koşulları izin verirse… İlk İstanbul gezimi Karaköy’de noktalamıştım; o yüzden bu ikinci gezime de bıraktığım yerden, yani Karaköy’den devam etmek istedim. Karaköy’den sonra sırasıyla Eminönü, Sirkeci ve Sarayburnu’ndan geçip, tarihi yarımadayı dolanarak IMG_3385Kumkapı, Yedikule, Koca Mustafa Paşa(Samatya), Yenikapı yönünde devam ettim. Yol üzerinde Kumkapı’ya uğradım; mahalle içerisinde biraz dolaştıktan sonra sahil yolunun karşısına geçip, biraz da balıkçılar civarında gezindim. Yağmur dinince polarımı çıkardım, çantama koydum ve gezime devam ettim. O gün hava, gerçekten de hafif giyinmeye pek müsait değildi ve koca İstanbul’da, dışarıda benden başka şortlu, tişörtlü birisi yoktu. Beni görenler, bana sanki deliymişim gibi bakıyorlardı ama neden bu şekilde giyindiğimi tahmin edemiyorlardı tabii… Hava 14-15 Santigrad derece civarındaydı ancak, rüzgarın ve nemin etkisiyle hissedilen sıcaklık çok daha düşüktü. Soğuk havalarda bisiklete binerken terlememeye çalışırım. Soğukta terlediğinizde hasta olma ihtimaliniz artar. Bu yüzden de, havanın biraz ısındığını hissedince, polarımı çıkarttım hemen.

Hava biraz yumuşamış olsa da, yağmur hafif hafif yağmaya, rüzgar da ara ara esmeye devam ediyordu. Daha önceki İstanbul gezimde, Avrupa yakasında mazgalların, bisikletin gidiş yönüne diyagonal döşendiğini yazmıştım. Bu güzel gelenek, Küçükçekmece’ye kadar devam ediyor. Yalnız, yolun kaldırıma yakın tarafındaki sarı, bazen de beyaz olan uzun sınır çizgileri ile asfalt arasında çok az da olsa bir kot farkı var. Bu fark, kendini yağmurda fazlasıyla hissettiriyor; dikkat etmek gerekir. Bir de yolun her iki tarafında, yani gidiş ve dönüş yönlerinde, kısa mesafelerle sıralanmış küçük yarım kürecikler dikkatimi çekti. Ne işe yaradığını anlamadığım bu küreciklerin üzerinden araçlar geçtikçe, zaman içinde küre yüzeyindeki pürüzler silinmiş, bisiklet için tehlikeli ve kaygan minik toplara dönüşmüş hepsi. Yağmurda bisikletle bunların üzerinden geçildiğinde, o minik küreler, tekeri büyük bir hızla rastgele bir yöne fırlatabilir; aklınızda olsun! Bu gezide başıma bir şey gelmedi ama benzer şeyler daha önce yaşadığım için uyarmak istedim. Bir bisikletli için bu yolda gitmenin en tehlikeli boyutu da küreler ve sınır çizgilerinin birbirlerine ve kaldırıma çok yakın olmaları. Çizgiyle kaldırım arasında gidilebiliyor ama mesafe daraldığı zaman, doğal olarak çizginin dışına çıkmak istiyor insan. Çizgi dışında da sizi küreler karşılıyor; aman dikkat! Bu arada, kürelerin bazıları ya kırılmış ya da yerinden çıkmış olabiliyor. Bu da, bisikletçi için başka bir tuzak anlamına geliyor. Bu minik detaylar dışında gidiş yolu genelde düzgün.

Yedikule’den sonra sırasıyla Kazlıçeşme, Zeytinburnu, Yenimahalle, Bakırköy, Ataköy, Yeşilyurt IMG_3394ve Yeşilköy’ü geçerek Atatürk Havalimanı’nın yanından geçen yola geldim. Havaalanının ve uçakların fotoğrafını çekerken nöbet tutan bir askerden, fotoğraf çektiğim için uyarı aldım fakat, duymazdan gelerek yoluma devam ettim. Havaalanı çıkışında, bisikletin gidiş yönüne diyagonal yerleştirilmiş mazgal geleneğini bozan bir mazgal var, haberiniz olsun! Yolun dönüş yönünde, bu noktayla aynı hizada, benzer bir mazgal daha var; böyle sürprizlere çok dikkat etmek gerekiyor. Sürprizlerin çok olmadığı bir yolda uzun süre devam edildiğinde, yoldaki küçük bir değişikliğin farkedilememesi, bir kaza sebebi olabiliyor.

IMG_3406

Küçükçekmece Gölü

Neyse, Küçükçekmece’ye geldim ve tarihi köprüden geçip göl kenarındaki park yolunda bir müddet pedal çevirdim. Burası, çardakların, kameriyelerin, çay bahçelerinin, göle uzanan iskelelerin, ağaçların, uzun bir yürüyüş yolunun olduğu, yeşil, temiz ve oldukça da bakımlı bir park. Kişi profili olarak park geneline bakacak olursak; daha çok, çarşı iznine çıkmış askerlerle İstanbul’un muhafazakar kesiminin burayı tercih ettiğini söyleyebilirim. Göle geldiğimde, rüzgarın hızı artmış, hava kapamış, yağmur da yağmak üzereydi. Yağmur yağana kadar birkaç fotoğraf çektikten sonra bir şeyler atıştırmak, çay içmek, yağmurun dinmesini beklemek ve internete girmek için bir çay bahçesinde mola verdim.

IMG_3413r

Küçükçekmece Gölü

 

IMG_3419r

Küçükçekmece Gölü

Hava kararmadan ve trafiğe takılmadan Karaköy’de olmak istiyordum, bu yüzden yağmurun etkisi biraz hafifleyince hemen toparlandım ve geri dönüş için tekrar yola koyuldum. Küçükçekmece’den Yeşilköy’e kadar sahil yolundan devam ettim. Yemyeşil bir parkın içinden geçen bu güzel sahil yolunun beton zemininin de, içinden geçtiğim park kadar düzgün olmasını isterdim. Beton zemin, bloklar halinde döşenmiş ve bloklar arasında dar sayılmayacak boşluklar var. Boşlukların oluşturduğu kot farkından dolayı da bisikletle bu yoldan gitmek bir hayli sarsıcı oluyor.

IMG_3424rYeşilköy civarında sahil yolu bitince asfalta çıktım ve Ataköy’e kadar normal araç trafiğinde gittim. Ataköy yakınlarında tekrar sahil yoluna saptım ve kısa süreli de olsa, nihayet düzgün bir yolda pedal çevirme şansını yakaladım. Bu sahil yolu, bisiklete binenler için belki de İstanbul’daki en rahat yollardan biri. Bu yolun zemini de beton fakatIMG_3427r, beton zeminde boşluklardan oluşan bir kot farkı yok. Bu yol, doğru mühendislik bilgisi kullanıldığında güzel işler yapılacağının örneklerinden biridir bence.

Bugüne kadar, hayatımda hiç bisiklet yolu kullanmamıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse, bisiklet yolu kavramından da pek hoşlanmıyorum. Çok sevdiğim bir aktiviteden öte, hayatımın bir parçası olan bisikleti, belediyelerin çizdiği daracık sınırlar içinde yaşamak bana yanlış geliyor! Üstelik, bisiklet yoluna gelene kadar, topluma öncelikle saygının öğretilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Saygıdan bihaber insanların olduğu bir memlekette, bisiklet yolu yapmak, tehlikeye davetiye çıkarmaktır. Hem haklı olup olmadığımı sınamak, hem kalabalık trafikten kurtulmak, hem de İstanbul’un şehir merkezinde bisiklete binilecek çeşitli yerleri öğrenmek amacıyla, Kazlıçeşme civarından geçtiğim sırada, bisiklet yolu tabelasını gördüğüm bir yolu denemek istedim. IMG_3428İki mavi çizgiyle sınırlandırılmış, bu daracık, bakımsız yolda bir müddet ilerledim. Asfalttaki çatlaklar, bu çatlakların arasından çıkan otlar ve yol boyunca yolun ortasından geçerek bana eşlik eden upuzun bir bahçe sulama hortumu, insanı bisiklete bindiğine pişman etmeye yeter de artar bile! Yağmurlu bir havada, bisikletin gidiş yönüne paralel uzanmış ıslak bir hortumun üzerinden geçmek son derece tehlikelidir. Bu yol, bisiklet yolu ise o hortumun orada olmaması gerekirdi! Son olarak, köprü gibi bir yerin ayağı altından geçerken, köprü altında ikamet ettiklerini düşündüğüm, tenekede ateş yakıp ısınan bazı kişilerin bakışlarından, bana karşı pek de misafirperver duygular beslemediklerini hissedince, o bisiklet yolu denen yerde artık daha fazla devam etmemin bir anlamı olmadığına karar verdim ve tekrar normal asfalta, kalabalık araç trafiğine geri döndüm. Asfalta çıkınca, daha önce bahsettiğim, yol boyunca devam edip, araç sürücülerine yolun sınırını gösteren, az da olsa asfaltla arasında bir kot farkı olan fosforlu sınır çizgileri ile solundaki kürecikler karşıladı hemen beni. Bu arada yol, yeni asfaltlanmış olacak ki kanalizasyon kapakları oldukça çukurda kalmış. Bisikletle yağmurlu havalarda giderken, yağmur suyu dolduğu için görünmeyen bu çukurlar, bisiklete binenler için tehlikeli kazalara sebebiyet verecek tuzaklar halini almış.

Ara sıra asfaltı, ara sıra da sahil yolunu kullanarak Cankurtaran taraflarına kadar geldim. Burayı çok severim… IMG_3487Cankurtaran’dan Topkapı Sarayı hizasına kadar, dalgakıranda balık tutanlara, mangal yakanlara, rakı içip muhabbet edenlere, ganimet bekleyen kedilere, bazen denize giren amcalara rastlayabilirsiniz. Hava çok soğuk olduğu için denize giren kimseyi görmedim bugün. Cankurtaran’dan Sarayburnu’na, oradan da Eminönü’ne geldim ve Galata Köprüsü üzerinden geçip, artık benim için geleneksel hale gelen video çekimini yaparak Karaköy’de gezimi sonlandırdım. Karaköy’e geldiğimde tatlı bir şeyler yemek istedim ve  Yüksek Kaldırım’dan Tünel’e devam edip, oradan da İstiklal Caddesi’ne geçtim. Üzerimde hâlâ şort ve tişört olduğu için deli olduğumu düşünen montlu, atkılı, bereli insanların şaşkın bakışları arasında yavaş yavaş ilerleyerek İnci Pastanesi’ne gittim. Pastanede oturacak yer yoktu; elimde tabak, birçok kişi gibi ben de ayakta yedim profiterolümü. Yakın bir zamanda, İstanbul’un önemli sembollerinden birinin daha tarihin tozlu sayfalarına gömüleceği, hiç aklıma gelmemişti o gün.

Bir önceki neşeli İstanbul gezimin aksine, iç karartıcı, detaylarla ve serzenişlerle dolu bir yazı yazmış olduğumu fark ettim bu yazıda. İstanbul gezilerimin, uzun yol gezilerim ya da performans gezilerimle karıştırılmasını istemem. Burada, kaç kilometre yol yaptığımın bir önemi yok! Ağva’dan Kartal’a, Kilyos’tan Küçükçekmece’ye kadar, İstanbul’un bütün kıyı şeridini, kimi zaman yürüyerek, kimi zaman toplu taşıma araçlarıyla, otostopla ve otomobille, son zamanlarda da bisikletle karış karış gezmiş olduğumdan, çok iyi tanıdığım bu metropol hakkındaki gözlemlerimi kaleme almak, belki de birilerinin dikkatini çekebilmek, şu kadar mesafe katettim demekten çok daha önemli.

Trafikte, motorlu taşıtlarla ulaşım sağlanırken yoldaki küçük ayrıntılar fazla ilgilendirmez insanları. Gaza basmak ve bir yerden bir yere gitmektir amaç. Araçların rot ve balans ayarları neden bozulur, lastik neden patlar, neden kaza yapılır, neden çok fazla yakıt tüketilir, neden alt takımlardan ses gelir? Bunlar genelde sorgulanmaz… Şehir içi ve dışı ulaşımını bisikletle sağlayan birisi, bu soruların cevabının küçük ayrıntılarda gizli olduğunu bilir. İncecik bir teker üzerinde ilerlerken yoldaki en ufak bir taş parçasını bile hissedersiniz. Bu yüzden, yolumuza çıkan sulama hortumu, çukurda kalan kanalizasyon kapakları ya da adını bilmediğim kürecikler bizim için hayati önem taşır. İstanbul gezilerimde gözlemlediğim, önemsiz gibi görünen bu detayları, bisiklete binenlerin, araç sürücülerinin ve belediyelerin dikkate alması gerektiğini düşündüğüm için yazma ihtiyacı duydum.

Metropollerdeki trafik sorunları ve hava kirliliğinin büyük bir kısmının bisiklet ile çözüleceği inancındayım. Devletin ve belediyelerin, günlük hayatta bisiklet kullanımını teşvik etmeleri, bisiklet kullananları desteklemeleri dileğiyle…

Tarih: 10.11.2012
Güzergâh: Karaköy – Küçükçekmece – Taksim Meydanı (Harita için tıklayın)
Mesafe: 62 Km
Gezinin devamını okumak için tıklayın

 

Reklamlar

İstanbul gezileri (2)” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s