Ankara’nın kuzeyinde cennetten bir parça

29 Ekim 2012 Pazartesi / Ankara Karagöl gezisi

Sabah saat 8’i çeyrek geçe, yıllar önce bit pazarından alıp yenilediğim emektar dağ bisikletimle Anıttepe’den çıktım yola. Dışarıda yazdan kalma, çok güzel, güneşli bir hava vardı. Cumhuriyet Bayramı’ndan dolayı, Anıtkabir ve Anıtkabir’e giden yollar polislerle doluydu sabahın o saatinde. Gençlik Caddesi’nden sonra sırasıyla Anıt Caddesi, Tandoğan Meydanı ve Kazım Karabekir Caddesi’ni takip ederek Aydınlıkevler’in ortalarından İrfan Baştuğ Caddesi’ne saptım. Havaalanı yolu üzerinde olan bu caddedeki binalara dikkat edecek olursanız, hemen hemen hepsinin dış cephe kaplamalarının aynı olduğunu görürsünüz. Yurtdışından gelen yabancı konuklar ve devlet adamları, çirkin bir kent görüntüsü ile karşılaşmasınlar diye böyle bir uygulama yapmış Ankara Büyükşehir Belediyesi. İrfan Baştuğ Caddesi’nin devamında, duble yollar, kentsel dönüşüm projeleri, viyadükler, köprüler, İslami sentez ürünü minareli, kubbeli postmodern binalar, kırmızılı, mavili

Toki evleri manzaraları eşliğinde Pursaklar’a, oradan da Saray’a kadar geldim. Sabah kahvaltı yapmamıştım, Saray’da bir yerde poğaça yiyip, çay içtim ve hiç vakit kaybetmeden yoluma devam ettim. Saray’dan sonra tabelaları takip ederek Çubuk yoluna döndüm. Sağımda Esenboğa Havalimanı vardı; uzun bir süre havaalanının yanından gittim, Esenboğa’dan sonra da Ankara’nın Kuzey’inde kalan Çubuk ilçesine geldim. Pursaklar tarafında hafif bir eğim olsa da Çubuk’a kadar yol geneli düz ve bakımlıydı. Çubuk’un merkezinden tabelaları takip ederek Karagöl yoluna saptım, yol üzerinde bir tezgahın önünde durdum ve tezgahtaki adama bal satıp satmadığını sordum.

“Abi, bizde bal yok turşu var” dedi…

Ne alaka demeyin; Çubuk turşusu çok meşhurdur, buraya genelde turşu almaya gelir insanlar. Laf lafı açtı; nereden gelirsin, nereye gidersin, ne iş yaparsın vs şeklinde biraz muhabbet ettikten sonra yola devam etmek üzere bisiklete yöneldim. Seleye oturur oturmaz turşucu,

“abi, arka lastiğin patlamış galiba” dedi…

İndim ve lastiğe baktım; gerçekten de lastik patlamışmış. O sırada, bize doğru karşıdan traktörle birisi geliyordu. Traktörü kullanan adam, turşucunun abisiymiş…

“Aha, işte bizim motor (köylerde traktöre motor ya da makine de derler), abim seni Çubuk’a kadar bıraksın. Orada bisikletçi de var” dedi…

Bisikleti römorka koydum, ben de bisikletin yanına oturdum ve Çubuk’a geri döndüm. Turşu satan adamın dediği bisikletçiyi buldum ve hemen dükkana girdim. İslam Bisiklet;       büyükçe, güzel, ferah bir dükkandı… Hemen bisikleti ters çevirdik, arka lastik  söküldü, delik bulundu ve güzelce onarıldı. Bisikletçiye 2 TL ücret ödedikten sonra Karagöl gezime kaldığım yerden devam ettim.

Araçların yoğun olduğu, geniş duble yollar bitti ve Çubuk’tan sonra yol, daha keyifli olmaya başladı. Yemyeşil, bol ağaçlı köy yolları, dere üzerinde köprüler, traktörler, köy çocukları, tarlalar, çeşmeler, rengarenk sonbahar yaprakları, palamut, çam, iğde, elma ve ayva ağaçları… Evden çıkarken bir şey yememiştim; Saray’da yediğim bir adet poğaça ve içtiğim iki bardak çayla idare ettim o saate kadar ama, yol o kadar keyifliydi ki acıkıp acıkmadığım aklıma bile gelmiyordu. Çubuk’tan 7 kilometre sonra, yolun solunda uzun havuzlu bir çeşme var; giderken ve dönerken burada durdum, elimi yüzüm yıkadım, ferahladım. Ara ara susayınca, yol üzerinde rastladığım hayratlardan, çeşmelerden su içtim, acıkınca da elma ağaçlarına tırmandım, elma toplayıp yedim afiyetle. Ayvaya da niyetlendim ama ayvalar kocamandı, yarım bırakıp ziyan etmek istemedim. Bu arada, ayvanın büyük olması kışın sert geçeceğine delalettir. Bakalım, 2013 senesinde Ankara’da kış nasıl olacak…

Uzun havuzlu çeşmeden 15 Kilometre sonra Kışlacık Köyü’ne geliniyor. Aslında geliniyor demek yerine iniliyor demek daha doğru olur.  Çeşmeyi geçip biraz tırmandıktan sonra Kışlacık’a doğru güzel manzaralı, inanılmaz keyifli bir iniş var.

İki tekerlilere havlamak adettendir ya, Kışlacık’ın girişinde iki sevimli köpek karşıladı beni. Hemen durdum tabi! Islık çaldım, geldiler yanıma, biraz oynadım onlarla, sonra yoluma devam ettim.

Karagöl, bir krater gölü olduğu için rakım olarak Ankara’dan epey yüksekte. Kışlacık’tan sonra dik yokuşlar başlıyor ve tırmanış, Karagöl’e kadar neredeyse hiç bitmiyor. Dalyan’daki radara benzer bir verici istasyon vardı yolda. Buranın solundan devam ettiğiniz zaman Karagöl’e ulaşılıyor… İstasyondan sonra ağaçlar sıklaşıyor ve sarıların, kırmızıların birbirine karıştığı bir renk cümbüşü içinde göle doğru keyifle ilerliyorsunuz.

Sonunda Karagöl’e geldim ve gölün etrafında bir tur attım. Bisiklet gezilerimde, ağır olduğu için analog makine taşımıyordum ama bu sefer yanıma FM2’mi almayı ihmal etmedim ve bol bol fotoğraf çektim. Fotoğrafları tab edip dijitale aktarınca onları da bu geziye ekleyeceğim. Etrafı ormanla çevrili küçük ama çok güzel bir krater gölü burası.  Ankara dışından misafirim geldiğinde, Eymir Gölü dışında gidilebilecek, doğa içinde, sessiz sakin bir yer keşfetmiş oldum. Üstelik burası şehre uzak olduğu için, Eymir gibi kalabalık da değil.

Gölün etrafında gezinirken, çilingiri kurmuş, rakı içip muhabbet eden alemci abilere rastladım. Abilerle ayaküstü biraz sohbet ettikten sonra gölün ve çevrenin fotoğraflarını çekmeye devam ettim. Fotoğraf çekerken arkamdan bir ses:

“Can kardeş, salata da koyayım mı” dedi.

Anlamadım önce, sonra bir baktım, alemcilerden Hasan abi, elindeki pideyle bana doğru geliyor. Mangalda yaptıkları şişlerden pidenin arasına koymuş, bana getirmiş, sağ olsun.

Teşekkür ettim, “alırım tabii” dedim…

Etleri yedim, karnım doydu, keyfime diyecek yok… Biraz daha fotoğraf çektim, bir köpekle oynadım, köylülerle sohbet edip çayımı da içtikten sonra Çubuk’a geri dönmek üzere, 14’55 civarı Karagöl’den ayrıldım. Karagöl’den, neredeyse hiç pedal çevirmeden 6 km aşağıdaki Kışlacık köyüne kadar son derece süratli ve keyifli bir şekilde geldim. Kışlacık’tan sonra dik ve uzun bir yokuş var. Yolun yemyeşil ve ağaçlık olması, harika manzarası, yokuşun o dik eğimini unutturdu bana. Çubuk’a doğru ilerlerken şaşırtıcı bir görüntüyle karşılaştım! Birisi bir ağaca kalp şeklinde bir Türk bayrağı asmış ve o bayrak, uzaktan ağacın yaprağıymış gibi göründü ilk başta gözüme. O yoldan otomobille geçseydim, bu ağacı göremeyecektim belki de.  Üzücü olayların yaşandığı bir dönemde, yalnız başıma bisikletle ıssız bir yolda giderken bu manzarayla karşılaşınca, acaba iyi bir işaretle mi karşılaştım demekten kendimi alamadım. Yokuşu tırmanıp, yokuşun tepelerinde bir yerde, daha önce bahsettiğim uzun havuzlu çeşmede kısa bir el yüz yıkama molası verip, saat 16:27’de Çubuk’a geldim.

Çubuk’a gelince, önce otobüs terminalini sordum sonra da bir şeyler yiyeceğim bir yer aradım. Ara sokakların birinde Gözde Köfte adında bir lokantada yarım ekmek köfte yedim, 1 bardak ayran içtim ve bisikletimi bagajına alacak bir otobüs bulmak için terminale gittim.

Burası, bisikletçiler için önemli! Terminalden Ankara’ya iki çeşit otobüs kalkıyor; bunlar belediye ve halk otobüsleri. Belediye otobüslerine bisiklet alınması yasakmış! Otobüslerde gizli kamera olduğundan, araç sürücüsü eğer otobüse bisiklet alırsa sürücüye ceza kesiliyormuş. Halk otobüsleri bu konuda daha rahat… Özellikle, BMC marka midibüslerin bagajları çok geniş; bisikleti sökmeden, dik bir şekilde bagaya kolayca yerleştirebiliyorsunuz. Bisikletimi midibüsün bagajına yerleştirdim, yazıhaneden bir bardak çay aldım ve otobüsün hareket saatini beklemeye başladım. Ankara’ya bisikletle dönmek istedim aslında ama, hava erken kararmaya başladığından, geziyi Çubuk’ta sonlandırmak zorunda kaldım.

Bu geziyi yarış bisikletimle yapmadım, o yüzden kaç kilometre hızla gittiğimi, bir dakikada kaç pedal çevirdiğimi, ortalama hızımı, katettiğim toplam mesafeyi görme fırsatım olmadı. Pedal çevirirken teknik verilerle ilgilenmeyince yolculuk sanki daha bir keyifli geçiyor. Her şey sezgisel, kafama göre, olduğu gibi… Artık yaz bitti, hava da erken kararıyor ve bundan sonra yarış bisikletime ancak hava iyi olduğunda binebileceğim. Bu geziler de, muhtemelen kısa mesafeli geziler olacak. Dolayısıyla, önümüzdeki yaza kadar bisiklet gezilerime bu emektar ile devam edeceğim.

Yolculuk verileri:

Ankara Çubuk: 42 Km

Çubuk Karagöl: 28 Km

Karagöl Çubuk: 28 Km

Toplam mesafe: 98 Km

Harita:

29.10.2012 Ankara Karagöl gezisi

https://bisikletgezilerim.files.wordpress.com/2012/10/ankara-karagc3b6l-gezisi-29-ekim-2012.jpg

Reklamlar

Ankara’nın kuzeyinde cennetten bir parça” üzerine 5 düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s